Meyve Ağaçlarında Gübreleme

Meyve Ağaçlarında Gübreleme

Hüseyin Akgül (Ziraat Yüksek Mühendisi)

Kadir Uçgun (Ziraat Mühendisi)

  1. Gübrelemenin Önemi

Gübreleme meyveciliğin vazgeçilmez uygulamalarından biridir. Meyve ağaçlarından yeterli büyümeyi sağlamak ve yeteri kadar verim elde etmek için gübreleme şarttır. Meyve ağaçları topraktan yıllık önemli miktarlarda besin elementi kaldırırlar. Bu kaldırılan besin elementleri ikame edilemez ise ağaçlarda bir takım beslenme bozuklukları ve verim düşüşleri görülür. Bu durumun önlenebilmesi için gerekli besin elementlerinden yeteri kadar takviye yapılmalıdır. Gübrelemede bitkilere ihtiyacı kadar gübre verilmesi yanında besin dengesine de dikkat edilmesi gerekir. Meyve ağaçlarının yeterli ve dengeli beslenip beslenmediğinin belirlenmesinde en önemli ölçütlerden birisi sürgün uzunluklarıdır. Tablo 1’de bazı meyve ağaçlarında uygun besleme koşullarında olması gereken sürgün büyüme miktarları görülmektedir. Yani belirtilen miktarlardan daha fazla veya daha az büyüme istenen bir durum değildir. Ancak sürgün uzunluklarının tek başına ölçü olmadığını toprak ve bitki analizleri ile hem topraktaki hem bitkideki besin elementi düzeyleri sürekli belirlenmelidir.

Tablo 1. Meyve ağaçlarında arzu edilen büyüme oranları (Thomas ve Rasberry, 1998).

M e y v e T ü r ü Optimum sürgün uzunlukları (cm)
Meyvesiz 60-90
Pikan Cevizi
Meyveli 30-45
Şeftali ve Meyvesiz 45-60
Nektarin Meyveli 30-45
Meyvesiz 40-75
Elma
Meyveli 15-25
Meyvesiz 55-90
Erik
Meyveli 20-25
Armut
Meyvesiz
40-75

 

Meyveli

  1. Bitki Besin Elementlerinin Alımı Ve Taşınması

Bitkilerin besin elementlerini alım organları birinci derecede kökleridir. Sınırlı da olsa toprak üstü aksamlarından da besin elementi girişi olabilmektedir. Ancak bu toprak üstü organlardan besin alımı bitkinin ihtiyacını karşılamaktan uzaktır (özellikle makro besin elementlerinde ve bitkinin çok ihtiyaç duyduğu besinlerde).

Bitkinin kökten besin elementi alımı için öncelikle iyi bir kök sisteminin olması gerekir. Bitkiler su ve besin elementlerini kılcal kökleri vasıtasıyla alırlar. Bu yüzden iyi saçak kök oluşturmuş bir bitkinin besin alımı daha kolay olur. Ayrıca toprak yapısı ve ortamdaki su miktarı da besin elementi alımında etkilidir. Öte yandan besin elementlerinin kökler aracılığı ile alınabilmesi elementlerin elverişli formda olmasına bağlıdır.

Bitki kökleri besinleri difüzyon-geçişme, osmos, kontak değişim gibi bazı kimyasal ve fiziksel olaylar sonucu alırlar. Besin elementlerinin bitkide taşınması floem ve xylem denilen iletim demetleri aracılığı ile olur. Bunlardan xylem dokusunda su ve suda çözünmüş mineral maddeler; floemde ise özellikle organik maddeler taşınır. Bitkilerde bu iletim dokuları aracılığı ile aşağıdan yukarıya ve yukarıdan aşağıya bir taşınma gerçekleşir. Mesela kökten alınan besin maddeleri yukarı meyve ve yapraklara taşınırken, fotosentez ürünleri ve bazı besin elementleri de yapraklardan köke veya diğer yapraklara doğru taşınabilmektedir.

  1. Meyve Ağaçlarının Gübre İhtiyaçlarının Belirlenmesi

Meyve ağaçlarının gübre ihtiyaçlarının belirlenmesinde şu yöntemler kullanılabilir;

  1. Tarla denemesi metodu
  2. Toprak analiz metodu
  3. Bitki analiz metodu
  4. Bitkilerde görülen eksiklik belirtilerini teşhis metodu
  5. Radyoizotop metodu (Özbek, 1981).
  • Tarla Denemeleri Metodu

Bilinen en eski yöntemdir. Gübre ihtiyacının belirlenmesinde en doğru sonucu verir. Ancak özellikle meyve ağaçlarında, çok yıllık oluşları ve uzun sürede verime

yatmaları bu yöntemin uygulamasını zorlaştırmaktadır. Öte yandan yöntemin uzun zaman alması da bir başka dezavantajdır.

Tarla denemelerinin esası belli parsellerdeki ağaçlara farklı gübrelerin değişik dozlarının uygulanması ve en uygun olanının bulunmasıdır.

  • Toprak Analiz Metodu

Günümüzde verimlilik belirlemede en sık kullanılan yöntemdir. Toprak analiz yönteminde amaç toprağın bitkilerce alınabilir besin elementi miktarı hakkında fikir sahibi olabilmektir. Başlıca 4 aşaması vardır.

  1. Toprak örneklerinin alınması
  2. Toprak örneklerindeki alınabilir besin elementlerinin tayini
  3. Analiz sonuçlarının değerlendirilmesi
  4. Gübre önerilerinin geliştirilmesi

Toprak örneği alımında önce arazinin farklılıkları belirlenmelidir. Eğim, toprak rengi, toprak tipi, yükseklik, taban suyunun durumu gibi arazideki farklılıklar dikkate alınarak, her farklı bölgeden ayrı örnek alınmalıdır. Eğer arazi homojen ise, 20 da araziden 1 örnek alınması yeterli olabilir. Bunun için rasgele zig zaglar çizerek veya bir plan dâhilinde 5-6 nokta işaretlenir ve buralardan burgu veya bel yardımı ile 0-30 ve 30-60 cm derinliklerden toprak örnekleri alınır. Her bir derinlikten alınan örnekler kendi aralarında iyice karıştırılarak içinden 1-2 kg toprak alınır ve laboratuvara gönderilir. Eğer bel ile toprak örneği alınacaksa işaretlenen noktalarda toprak 60 cm derinliğe kadar V şeklinde açılır ve V ’nin yüzeyinden 2-3 cm kalınlığındaki bir tabaka 0-30 ve 30-60 cm derinliklerden ayrı ayrı alınır.

Laboratuvar sonuçlarının değerlendirilmesi ve gübre önerileri Tablo 2-3 ve 4’de verilmiştir.

Tablo 2.Farklı bölgelerde laboratuvar sonuçlarına göre meyve ağaçlarına verilmesi gereken N miktarları (kgN/da) (Ülgen ve Yurtsever, 1995).

Topraktaki Organik Madde Miktarları (%)

0 – 1,0 1

ro

o

2,1 – 3,0 3 +

 

Bölge

Trakya 12 10 8 7
Marmara Bölgesi 12 10 8 7
Karadeniz Bölgesi 11 10 8 6
Orta Anadolu Bölgesi 10 9 7 6
Güneydoğu Anadolu

Böl.

12 11 9 8
Doğu Anadolu Bölgesi 12 10 8 7
Ege Bölgesi 12 10 8 7

 

 

Akdeniz Bölgesi                   12                    11                    10                     8

Tablo3.Farklı bölgelerde laboratuvar sonuçlarına göre meyve ağaçlarına verilmesi gereken P2O5 miktarları (kg P2O^da) (Ülgen ve Yurtsever, 1995).

Olsen metodu ile bulunan fosfor miktarı (kg P2Os/da)
Bölge 0 – 1,0 1,1- 2,1- 3,1- 4,1- 5,1- 6,1- 7,1- 8,1- 9 +
2,0 3,0 4,0 5,0 6,0 7,0 8,0 9,0
Trakya 11 10 9 8 7 6 5 4 3
Marmara Bölgesi 11 10 9 8 7 6 5 4 3
Karadeniz Bölgesi 12 10 8 7 6 5 4 3
Orta Anadolu Bölgesi 10 9 8 7 6 5 4 3
Güneydoğu                       Anadolu

Böl.

12 10 8 7 6 5 4 3
Doğu Anadolu Bölgesi 11 10 8 7 6 5 4 3
Ege Bölgesi 12 10 9 8 7 5 4 3
Göller Bölgesi 12 10 9 7 5 4 3
Akdeniz Bölgesi 12 10 9 8 7 6 5 4

 

Tablo 4.Farklı bölgelerde laboratuvar sonuçlarına göre meyve ağaçlarına verilmesi
gereken K2O miktarları (kgK2O/da) (Ülgen ve Yurtsever, 1995).

Bölge Topraktaki Yarayışlı Potasyum Miktarları (Kg K2O/da)
0-10,0 10,1-20,0 20,1-25,0 25,1-30,0 30 +
Trakya 10 8 6 4
Marmara Bölgesi 10 8 6 4
Karadeniz Bölgesi 9 7 5 3
Orta Anadolu Bölgesi 10 8 6 4

 

 

Güneydoğu Anadolu Böl. 10 8 6 4
Doğu Anadolu Bölgesi 10 8 5 3
Ege Bölgesi 8 6 5
Göller Bölgesi 10 8 6 4
Akdeniz Bölgesi 10 8 5

 

Bu tablolara bakılarak verilmesi gereken gübre miktarları gübrelerin N, P, K içeriklerine bakılarak hesaplanır.

  • Bitki Analiz Yöntemi

Yaprak ve diğer bitki organlarının analizleri de son yıllarda yaygınlaşan bir verimlilik belirleme yöntemidir. Ancak tek başına yaprak analizleri ile gübre önerilerinde bulunulamaz. Mutlaka toprak analizleri ile desteklenmesi gerekir.

Yaprak örneklerinin alımı: yaprak örneği alınırken bitki türü, yaşı, yaprağın alındığı sürgünün ait olduğu dönem, meyveli olup olmaması, ağacın meyve tutumu, yaprağın durumu vs. gibi faktörler dikkate alınmalıdır. Her 20 dekardan 1 örnek alınabilir.

Örnekler sağlıklı ağaçlardan alınmalı, semptomlu ağaçlardan ayrıca örnek alınmalıdır. Bahçedeki ağaçların en az % 20’sinden örnek alınmalı ve örnek alınacak ağaçlar bahçede zig zag çizerek belirlenmelidir. En uygun örnek alma zamanı tam çiçeklenmeden 8-12 hafta sonradır. Bu da yaklaşık temmuz sonu ile ağustos ortasına denk gelir. Örnekler omuz hizasında güneş gören dalların orta yaprakları sapları ile birlikte koparılarak alınmalıdır. Alınan örnekler delikli plastik torbalara konularak en kısa zamanda laboratuvara ulaştırılmalıdır.

Yaprak analiz sonuçları aşağıda Tablo 5 de verilen değerler arasındaysa eksiklik ya da fazlalık yoktur. Aksi halde toprak analizleri ile desteklenerek eksiklik giderilmelidir.

Tablo 5.Değişik meyvelerde yapraklardaki besin elementlerinin alt ve üst sınırları

(Peterson ve Stevens, 1994).

Besin

Elementi

Yapraktaki besin elementi düzeyleri
Elma Armut Şeftali Kiraz
N (%) 1,5-3,0 1,8-2,6 2,5-3,5 1,7-3,5
P (%) 0,12-0,25 0,12-0,25 0,15-0,4 0,16-0,4
K (%) 1,2-2,0 1,0-2,0 1,5-2,5 1,0-3,0
Ca (%) 1,5-2,0 1,0-3,7 1,5-2,0 0,7-3,0
Mg (%) 0,2-3,5 0,25-0,9 0,25-0,6 0,4-1,0

 

Mn (ppm) 25-150 20,170 20-300 20-300
Fe (ppm) 40-400 100-800 100-200 20-250
B (ppm) 20-50 20-60 20-80 20-60
Zn (ppm) 15-200 20-60 12-50 15-75
Cu (ppm) 5-20 6-25 6-15 5-25

 

  • Bitkilerde Eksiklik Belirtilerinin Teşhisi

Bitkilerde eksiklik belirtilerinin teşhisi son derece dikkat isteyen bir yöntemdir. Bitkilerde eksiklik belirtilerinin görülmesi besin elementi düzeyinin kritik seviyenin altına düşmesi anlamına gelir ve acil müdahale edilmezse bitkiler ölebilir. Bu konu “Bitki Besin Elementleri” bölümünde ayrıntılı olarak anlatılacaktır.

  • Radyoizotop Metodu

Son yıllarda kullanılan ve bitkilerin topraktan kaldırdıkları besin elementi miktarını dolaysız olarak veren bir yöntemdir. Yöntemde önce toprağa verilecek besin maddesi spesifik aktivitesi bilinen radyoizotopu ile etkilenmekte ve sonradan bitkide radyoaktivite ölçümleri yapılmaktadır. Meyve ağaçları için uygulanabilir bir yöntemdir. İleri teknoloji gerektirir.

Verimlilik belirlenmesinde birtakım saksı denemeleri de kullanılmakla birlikte fazla yaygın değildir. Bu yöntemlerde kısa sürede yetişen bitkiler veya mantarların saksılardan kaldırdıkları besin elementi düzeyinden yola çıkılarak yüksek bitkilerin besin elementi ihtiyaçları belirlenmeye çalışılmaktadır.

  1. Meyve Ağaçlarının Gübrelenmesinde Dikkate Alınması Gereken Faktörler
    • İklim Faktörleri
  2. Isı Faktörleri

Mevcut bilgiler ışığında diğer gelişim faktörlerinin uygun olması durumunda ısının gündüz yüksek, gece düşük olduğu yerlerde daha fazla gübre kullanılması gerekmektedir.

  1. Işık Faktörleri

Işık gübreleme ilişkisi özellikle gölgede yetiştirilen bitkiler için önemlidir. Böyle bitkilerde birim alana düşen karbonhidrat miktarı azalacağından daha az gübre verilmesi gerekir. Işık yoğunluğu arttıkça verilmesi gereken gübre miktarı artırılmalıdır.

Yağış Faktörü

Su faktörü ile gübreleme arasında çok önemli bir ilişki vardır. Verilen besin elementlerinin çözünüp bitkiye yararlı hale gelebilmesi, bitki tarafından alınabilmesi ve bitki bünyesinde taşınabilmesi suya bağlıdır. Bu yüzden suyun yetersiz olduğu yerlerde verilecek gübre miktarının da ona göre ayarlanması gerekir. Aksi halde ekonomik kayıplar söz konusu olur.

  • Toprak Faktörleri
  1. Toprağın verimlilik derecesi

Gübreleme yapılmadan önce toprakların verimlilik durumlarının belirlenmesi ve bitki ihtiyaçları da dikkate alınarak verilecek gübrenin belirlenmesi gerekir.

  1. Toprak reaksiyonu

Besin elementlerinin bitkiler tarafından alınabilmesi için toprak pH’sı çok önemlidir. Besin elementlerinin en rahat alınabileceği toprak pH’sı 6-7 arasındadır. Şekil 1’de besin elementlerinin alınabilirliği ile toprak pH’sı arasındaki ilişki görülmektedir.

Şekil I.Toprak pH’sı ile bitki besin elementlerinin elverişliliği arasındaki ilişki

(Westwood, 1993)

  1. Toprağın su kapsamı

Yukarıda su faktörü anlatıldı. Ancak burada toprağın tekstürüne bağlı olarak bünyesinde hapsettiği su miktarının öneminden bahsedilecektir. Örneğin kumlu topraklarda fazla su da verilse tutulamayacağından pek bir önemi yoktur. Öte yandan aşırı killi topraklarda su çok kuvvetle tutulduğundan mevcut sudan bitkiler yararlanamayabilir. Tablo 6’da toprak yapısına göre yararlı su miktarları görülmektedir.

Tablo 6. Toprak yapısına göre yararlı su miktarları (Özbek, 1981).

Toprak Yapısı Tarla Kapasitesi (1dm3‘deki su) (g) Solma Noktası

(1dm3‘deki su) (g)

150 cm

derinliğindeki

alınabilir su (mm)

Kum 100 30 105
Tınlı Kum 200 80 180
Kumlu Tın 300 120 270
Tın 350 150 300
Killi Tın 400 220 216
Kil 450 300 150

 

Uygulanan toprak işleme sistemi

Meyve ağaçları dikildikleri toprakları uzun yıllar işgal eder. Bu sebeple düzenli toprak işleme yapılamaz. Özellikle dikimin ilk yıllarında tarla yabancı ot mücadelesi açısından işlenmelidir. Ancak meyve bahçelerinde derin toprak işleme yapılmamalıdır. Çünkü derin işleme kılcal köklere zarar verebilir. Gübreleme açısından özellikle fosfor ve potasyum toprak işlenerek veya bant şeklinde açılarak kök bölgesine yakın olacak şekilde verilmelidir. Eğer işlenmeden verilirse verilecek gübre miktarı artmaktadır.

  • Bitki Faktörleri
  1. Meyvenin tür ve çeşidi

Farklı tür meyvelerin gübre istekleri çok farklılık gösterir. Tablo 7’de bazı meyvelerin gübre istekleri görülmektedir.

Tablo 7. Ürüne yatmış meyve ağaçlarının 1. yılda kg olarak hektardan kaldırdıkları

besin maddeleri (Özbek, 1981).

Meyve

Türü

Dekardaki

Ağaç

Sayısı

Azot

(kg)

Fosfor

(kg)

Potasyum

(kg)

Kalsiyum

(kg)

Elma 86 57,8 15,7 61,7 63,9
Armut 296 33,1 7,8 37,0 42,6
Ayva 593 51,0 17,4 63,9 73,5
Şeftali 296 83,5 20,2 80,7 127,8
Erik 296 33,1 9,5 42,6 46,0

 

  1. Anaç

Meyve ağaçlarının beslenmesinde besin alımını etkileyen en önemli faktörlerden birisi anaçtır. Çünkü ağaçların verim ve büyüklüklerini anaç belirler. Anaca göre dikim sıklığı da değişmektedir. Tablo 11 ’te bazı elma anaçlarının cm2 kesit alana verimleri görülmektedir. Buna göre fazla verim veren anaçlar üzerine aşılı ağaçlara fazla gübre verilmelidir.

<y

Tablo 11. Bazı elma anaçlarının cm2 kesit alana verimleri

Anaç o

Verim (kg/cm2)

M9 7,07
M7 5,35
M4 5,88

 

  1. Ağacın Yaşı

Ağacın yaşı ile verim ve büyüklük doğru orantılıdır. Dolayısıyla ağaç yaşı arttıkça verilecek gübre miktarı da artırılmalıdır. Ancak bu artış ağaç pik verime ulaştıktan sonra durdurulmalıdır.

  1. Ağacın büyüklüğü

Ağaç büyüklüğü ile önerilecek gübre miktarı arasında sıkı bir ilişki vardır. Ağaç büyüklüğünde ölçü ise gövde kalınlığıdır. Gövde kalınlığı arttıkça besin elementi ihtiyacı da artmaktadır.

  1. Dikim sıklığı

Birim alana dikilen ağaç sayısı arttıkça verilmesi gereken gübre miktarı da artmaktadır.

  1. Bitki Besin Elementleri (Elverişliliği, Bitki Fizyolojisindeki Önemi, Eksiklik ve Fazlalığı, Gübreleme)
    • Azot (N)

Tabiatta azotun kaynağı organik maddeler ve havanın serbest azotudur. Havanın serbest azotu ve organik maddelerin bünyesindeki azot bazı kimyasal olaylar (amonifikasyon, nitrifikasyon vs.) sonucunda bitkilerin faydalanabileceği amonyum ve nitrat formuna dönüşür (Aydemir ve İnce, 1988).

Azot bitkilerin temel yapı taşlarındandır. Amino asitler, proteinler, nükleik asitler gibi organik bileşiklerin vazgeçilmez bileşenlerinden biridir. Azot bitkilerde vegetatif aksamın gelişmesini sağlar (Fırat, 1990).

Azot Eksikliği: Azot yetersizliğinde bitkiler genellikle koyu yeşil görünümlerinin aksine soluk açık yeşil bir görünüm kazanırlar. Ciddi noksanlık durumlarına yapraklarda kloroz görülür. Bu durum yaşlı yapraklardan başlar.

Azot eksikliği özellikle bitkinin vejetatif gelişimini olumsuz etkiler. Yaprak ve gövde sistemi zayıf olur. Vejetatif gelişme periyodu kısalır. Bitkiler erken olgunlaşır, erken çiçek açar ve erken yaşlanır.

Elmalarda yapraklar küçük dar ve açık yeşil renkli olur. Yapraklar sarımsı portakal renkli veya kırmızımsı mor renkli olabilir ve erken dökülürler. Yaprak sapları dar açı oluşturacak şekilde, ince ve kısadır. Şiddetli noksanlıkta yaprak sapları ölür. Meyveler olgunlaşmadan renklenirler.

Armut, kiraz ve erikte noksanlık belirtileri elmaya benzer. Kirazda meyveler koyu renkli olurlar.

Kayısıda yapraklar kısa ve sarımsı yeşil renkli olur. Dallar ince gelişirler.

Genellikle çiçek bol olmakla beraber, meyve sayısı az ve meyveler küçük olur.

Şeftalide dal ve sürgünler kısa, zayıf, kabukları kahvemsi mor renkli olur. Yapraklar sarımsı yeşil renkli, yaşlı yapraklar kırmızımsı sarı, bazen de nekrozludur. Erken yaprak dökümü olur. Meyveler küçük ve ekseriyetle bozuk şekilli olurlar.

Asma yaprakları açık yeşil ve sarıya döner. Yaprak kenarları nekrozlu ve aşağıya kıvrık olur. Yaprak sapları pembemsi bir renktedir. Sürgünler zayıf ve uçları ölüdür (Aktaş ve Ateş, 1998).

Azot fazlalığı: Bitkilerde fazla azot vegetatif gelişme periyodunu uzatır. Çiçeklenmeyi geciktirir. Vegetatif aksam yani dal sürgün ve yaprak miktarı fazla, iri, geniş ve uzun olur. Buna karşılık generatif gelişme zayıf kalır. Meyvelerde geç olgunlaşma meydana gelir. Depolanma kabiliyetleri düşer ve bazı depo hastalıklarına daha hassas olurlar (Aktaş ve Ateş, 1998).

Gübreleme: Azotlu gübrelerin etkinliği yönünden aralarında önemli bir fark yoktur. Uygulanacak gübrenin belirlenmesinde en önemli faktör toprak faktörüdür.

Asit karakterli topraklara üre, kireçli topraklara ise gaz halinde kayıplar fazla olacağından amonyum içerikli gübrelerin verilmesi tavsiye edilmez. Yıkanmanın fazla olduğu yağışlı bölgelerde geleneksel azotlu gübreler yerine yavaş serbestlenen azotlu gübreler verilebilir.

Verilecek gübre miktarı topraktaki organik madde miktarına göre değişmekle birlikte azotun kolay yıkanan bir gübre olması ve organik maddenin zamanla elverişli hale geçmesi nedeniyle toprakta mevcut azot pek dikkate alınmaz. Verilecek gübre miktarının belirlenmesinde ise farklı yöntemler kullanılabilir. Örneğin şu formülden faydalanılabilir (Herrera, 1996);

Ağacın yaşı (yıl)

x2,27.

= kg gübre /ağaç

Gübrenin % azot içeriği

Yani eğer ağaç 15 yaşındaysa ve gübre olarak ta amonyum nitrat (% 26) kullanıyorsak;

(15×2,27)/26 = 1,3 kg/ağaç Amonyum nitrat vermemiz gerekir. Hesaplamada göz önüne alınması gereken bir diğer husus ta ağacın verimidir. Diğer bir deyişle verilecek gübre miktarı ağaç pik verimine ulaşıncaya kadar artırılmalı ondan sonra artırılmamalıdır. Doz belirlenmesinde Tablo 9 ve 10’ den de faydalanılabilir;

Tablo 9. Elma için N önerileri (Herrera, 1996).

Yaş (yıl) g N/ağaç Kg N/dekar
1 Yok Yok
2 100 2,5
3-5 100-150 3-4
6-7 200-250 6
7 yaş üzeri 300-500 8-12

 

Bu verilen rakamlar kuvvetli anaçlar üzerine aşılı elma ağaçları içindir. Eğer M9 veya MM106 gibi bodur ve yarı bodur gelişen anaçlar için tam verim çağında 80-100 kg/ha N verilmesi tavsiye edilebilir. Öte yandan taş çekirdekliler için ise verim çağında dikim sıklığına göre şu önerilerde bulunulabilir;

Tablo 10. Sert çekirdekli meyveler için N önerileri (Crew ve Geyle, 1998).

400-600

 

Azot toplam miktar en az 3 eşit parçaya bölünerek verilmeli ve uygulamalar erken ilkbaharda başlamalıdır. En son uygulama ise temmuz ortasını geçmemelidir. Şiddetli ilkbahar yağmurlarından önce verilmemelidir. Ancak uygulamanın sulamadan veya normal şiddette bir yağıştan önce verilmesi gübrelemenin etkinliği açısından önemlidir. Uygulamalar ağaç gövdesine yaklaşmayacak şekilde ağacın taç izdüşümüne veya banda verilmelidir. Gübre verildikten sonra sulama yapılmayacaksa toprakla karıştırılması tavsiye edilir. Zira özellikle ürede kısmen da Amonyum Nitratta toprak yüzeyine uygulandıklarında amonyak formunda önemli azot kayıpları olmaktadır (Tisdale ve Nelson, 1982)

  • Fosfor (P)

Bitki ve topraktaki fosforun tamamına yakını beş değerlikli oksidasyon derecesinde bulunur (P2O5). Toprakların fosfor düzeyi % 0,02 ile %0,15 arasında değişir. Ancak bunun çok az bir kısmı bitkiler tarafından alınabilir formdadır. Özellikle topraktaki kil tipi ve miktarına bağlı olarak fosforun önemli bir kısmı toprak tarafından tutulur. Fosfor bitkide son derece hareketli bir besin elementidir. Aşağı ve yukarı doğru taşınabilir (Aydemir ve İnce, 1988).

Fosfor bitkide; enerji depolanması ve taşınması, genlerin ve kromozomların yapı taşı olması ve besinlerin taşınması gibi fizyolojik işlevlere sahiptir. Fosfor ayrıca çiçeklenmeyi ve meyve tutumunu artırır, saçak kök oluşumunu sağlar, tohumların çimlenmesinde etkilidir, olgunlaşmayı hızlandırır (Fırat, 1990).

Fosfor Eksikliği: Bitkilerin normal P içeriği %0,15 ile %0,5 arasındadır. Eksiklik durumunda bu oran % 0,1’in altına düşmektedir. P eksikliğinde bitki türüne ve eksiklik oranına bağlı olarak farklı belirtiler görülse de genel olarak; özellikle yaşlı yapraklarda sararma, kalın ve dik yaprak görünümü, bodur büyüme, mavimsi yeşil veya mor renk oluşumu tipiktir.

Fosfor eksikliği, elma armut gibi ağaçlarda, hububat ve otsu bitkilerde olduğu gibi çok yaygın değildir. Belirtiler, daha çok genç ağaçlarda meydana gelir. Sürgünler ve çiçeklenme azalır, tomurcuk patlaması gecikir. Meyve tutumu zayıftır ve olgunlaşma erkendir. Öte yandan, çoğu kez meyvelerde şekil bozukluğu, koyu kırmızı renk ve çatlaklık görülür. Daha çok yaprakların ortasında veya ana damarlar arasında olmak üzere koyu yeşilden mora kadar değişen renklenme görülür. Yapraklar normalden daha küçüktür ve yaprak sapı ile dal arasında dar açı vardır. Sonunda yapraklar açık yeşile veya sarıya dönerler ve erken koparlar (Aktaş ve Ateş, 1998).

 

Fosfor fazlalığı; Fe (Demir), Zn (Çinko) ve Cu (Bakır)’ın alımını engellediğinden dolaylı olarak bitkiye zarar verir (Aktaş ve Ateş, 1998).

Fosfor Gübrelemesi: Fosfor gübrelemesinde dikkat edilmesi gereken hususların başında toprak çözeltisindeki elverişli fosfor konsantrasyonunun artırılmasıdır. Bunun için kullanılacak gübre çeşit ve miktarı kadar uygulama yöntem ve zamanı da önem taşımaktadır. Gübrenin toprakla temas yüzeyinin artması ve temas süresinin uzaması toprakta fosfor fiksasyonunun artmasına yol açacağından fosforlu gübrelerin mümkün olduğunca bitkinin alacağı dönemde verilmesi gerekir. Öte yandan fosfor toprakta hareketsiz olduğundan gübrenin bitki kök bölgesine yakın verilmesi gübrelemenin etkinliğini artırmaktadır. Ayrıca gübre verilirken kesinlikle serpilerek dağıtılmamalı taç izdüşümüne veya banda açılan çukurlara toplu olarak verilmelidir (Ülgen ve Yurtsever, 1995).

Uygulanacak gübre miktarına gelince; fosforlu gübreler uygulanmadan önce toprağın elverişli fosfor seviyesinin toprak analizleri ile belirlenmesi gerekir. Yöremiz toprakları genel olarak fosfor açısından oldukça zengindir. Yapılan tarla denemeleri sonucunda İsparta – Eğirdir yöresi toprakları için dekara 2-3 kg P2O5 verilmesi tavsiye edilmektedir. Buda eğer triple süperfosfat kullanılacaksa (%44) toplam dekara 5-7 kg gübre verilmesi demektir (Akgül, 1999).

Fosfor gübrelemesinde uygulama zamanı olarak, erken ilkbahar hatta kış sonu yani şubat-mart ayları tavsiye edilmektedir.

  • Potasyum (K)

Toprakta potasyum, N ve P’a göre daha fazla bulunur. Toprağın potasyum kapsamı % 2,4 dolayındadır. Potasyum bitkiler tarafından son derece hızlı ve etkin alınırlar ve çift yönlü taşınabilir. Ancak temel taşınma genç dokulara doğrudur. Potasyum alımının hızlı ve etken olması diğer katyonların alımını sınırlandırabilir.

Bitki floem özsuyunun % 80’i potasyumdan oluşur (Aydemir ve İnce, 1988).

Potasyum bitkilerde su dengesini sağlar, fotosentez ürünlerinin üretimini ve taşınmasını sağlar ve bazı enzim sistemlerini etkinleştirir ya da aktive eder. Özellikle meyveler açısından potasyum çok önemlidir. Şeker oranı yüksek, tam renklenmiş albenisi fazla, kaliteli meyveler elde edilmesi yeterli potasyum verilmesine bağlıdır (Fırat, 1990).

Potasyum Noksanlığı: Potasyum noksanlığı kumlu hafif tekstürlü topraklarda yetiştirilen bitkilerde daha çok görülür. Potasyum noksanlığı belirtileri hemen görülmez. Önce önemli oranda gerileme görülür. Daha sonra kloroz ve nekrozlara rastlanır.

Belirtiler önce yaşlı yapraklarda görülür. Zira eksiklik halinde yaşlı yapraklardaki potasyum genç yapraklara taşınır. Belirtiler yaprak kenarlarında ve uçlarında başlar. Yaprak kenarları önce sararır, daha sonra koyu kahverengine döner. Şiddetli noksanlık halinde siyahlaşabilir. Yaprağın kenar ve uçları belirtilen şekilde ölmesine karşılık diğer kısımları uzun süre yeşil kalabilir.

Elmada yaprak kenarlarında esmer-kahverengi kloroz oluşur. Bu bölgeler kurur. Yapraklar bu haliyle ağaç üzerinde uzun süre kalabilirler. Meyveler küçük ve soluk renkli, kalın kabuklu, şeker miktarları az ve ekşi olurlar.

Armut yaprakları sarımsı yeşil olur ve tipik bir şekilde kıvrılma gösterir. Yaprak kenarlarında yukarıda bahsedilen tipik belirtiler oluşur.

Kiraz, şeftali, kayısı gibi taş çekirdekli meyve ağaçlarında potasyum noksanlığı yapraklarda kıvrılma ve kırmızımsı kahverengi lekelerden oluşan belirtilere neden olur. Sürgün uçlarında ölme, zayıf çiçek oluşumu ve normalden küçük meyveler oluşur.

Asma yapraklarında da yaprak kenarlarında sararma kahverengileşme görülür. Çiçeklenme zayıf, meyve tutumu az ve meyveler ekşi olur (Aktaş ve Ateş, 1998).

Potasyum fazlalığı: Potasyum fazlalığı Mg ve Ca noksanlığına sebep olabilir (Aktaş ve Ateş, 1998).

Potasyum Gübrelemesi: Potasyum gübrelemesi yapılmadan önce toprakların potasyum içeriklerinin toprak tahlilleri ile belirlenmesi gerekir. Potasyumda fosforda olduğu gibi ağaç kök bölgesine yakın ve dağıtılmadan verilmelidir. Uygulama zamanı da fosforda olduğu gibi kış sonu veya erken ilkbahardır (Aydemir ve İnce, 1988).

Uygulama dozu topraktaki potasyum seviyesine, ağacın yaşı ve verimine bağlı olarak değişmekle beraber pratik bir öneri olarak yumuşak çekirdekliler için 10-15 kg/da K2O, sert çekirdekliler için ise 7,5-15 kg/da K2O verilmesi önerilebilir (Crew ve Geyle, 1998).

  • Kalsiyum (Ca)

Topraklarda genellikle ihtiyacı karşılayacak düzeyde kalsiyum bulunur. Özellikle kurak ve yarı kurak iklim bölgelerinde yıkanma olmadığından Ca oranı oldukça fazladır. Hatta bazı yerlerde diğer bazı mikro elementlerin alımını engelleyecek kadar fazla olabilmektedir. Bu sebeple ülkemizde topraktan Ca ilavesine pek ihtiyaç duyulmaz. Ancak yağışlı bölgelerde yıkanmanın çok fazla olduğu yerlerde topraktan Ca gübrelemesi gerekebilir.

Kalsiyumun bitkilerce alım hızı çok düşüktür ve topraktan Ca++ iyonu şeklinde alınırlar. Taşınması ise büyük ölçüde transprasyona bağlıdır. Yani xylem dokusunda Ca taşınması kitlesel akış ile olmaz. Bu kalsiyumun bitkide son derece hareketsiz olduğu sonucunu ortaya koyar. Floem dokularında Ca içeriği çok düşüktür. Bu durum besinlerinin önemli bir kısmını floem dokuları aracılığı ile sağlayan meyvelerde sık sık Ca eksikliği görülmesine neden olur (Aydemir ve İnce, 1988).

Kalsiyum eksikliği: Kalsiyum noksanlığı meyvelerde, özellikle elmalarda çok önemlidir. Elmalarda görülen acı benek Ca noksanlığının bir sonucudur. Acı benek elmalarda derime yakın veya derimden sonra depolama sırasında meydana gelen ve karşıdan bakıldığında kabuğun üzerinde şekil bozukluğu oluşturan kahverengi-siyah beneklerle kendini belli eden bir fizyolojik bozukluktur (Westwood, 1993, Aktaş ve Ateş, 1998)

Kalsiyum gübrelemesi: Yukarıda da söylendiği gibi kalsiyumun floem dokusunda hareketsiz oluşu nedeniyle bitkilerde ancak xylem dokularında ve transprasyon sonucunda taşınabilir. Ca noksanlığının belirlenmesinde yaprak analizleri de faydalı olmamaktadır. Çünkü yapraklardaki Ca meyvelere tasınamamaktadır. Ca noksanlığını gidermenin en etkili yolu doğrudan meyveye Ca içeren çözeltiler püskürtmektir. Bu amaçla yaz döneminde belli aralıklarla (15-20 gün) meyve üzerine kalsiyum sülfat veya bir başka Ca içeren çözelti püskürtülmelidir (Aydemir, 1992, Peryea ve Willemsen, 2000).

  • Magnezyum (Mg)

Toprakların Mg içerikleri kumlu topraklarda %0,05 civarındayken killi topraklarda bu oran %0,5 ‘e kadar çıkabilmektedir. Magnezyum, kalsiyum gibi kolay yıkanabilen bir elementtir.

Magnezyumun topraktan alımında rekabet koşulları etkilidir. Azot ve potasyum arasında besin alımı arasında rekabet vardır. Mg, transprasyon akımı ile yukarı taşınır ve floem de hareketli bir besin elementidir (Aydemir ve İnce, 1988).

Bitkilerde Magnezyum, klorofil sentezinde yapı elementidir, fosforilasyon sürecinde görevlidir, çeşitli enzim sistemlerinde aktivatör görevi görür ve karbon ve protein metabolizmasında görevlidir (Fırat, 1990).

Magnezyum eksikliği: Bitkilerde Mg seviyesi % 0,2’ nin altına düşerse eksiklik durumu oluşur. Magnezyum noksanlığı protein sentezini engellemektedir. Eksiklik daha çok yıkanma tehlikesinin olduğu topraklarda görülür. Ayrıca fazla miktarda potasyumlu gübre verilmesi de Mg noksanlığına yol açabilir.

Elma ağaçlarının özellikle uzun sürgünlerin yaşlı yapraklarında, damarlar arasında gayrı muntazam şekilli açık yeşil, sarımsı, bazen grimsi yeşil renkli lekeler oluşur. Damar arası lekeler bazı durumlarda yaprak kenarlarına kadar genişler. Lekeler, hızla kırmızımsı kahverengi nekrozlara dönüşürler. Yapraklar daha sonra solar, kıvrılır, kurur ve erken dökülür. Meyveler tatsız ve kokusuz olurlar.

Armut yapraklarında ana damar çevresi ve kenarlara yakın bölgelerde nekrozlar oluşurken, yaprak kenarları yeşil rengini korurlar. Bu belirtilerin ortaya çıkışı mevsim sonlarına doğru olur ve yapraklarda erken dökülme görülür.

Sert çekirdekli meyvelerden en fazla şeftali etkilenir. Yaprakların damar aralarında kloroz görülür. Renk açılmaları yaşlı yapraklarda, yaprak kenarlarından başlayarak yayılır. Beyaz etli meyve veren ağaçların yapraklarında kırmızı renkli, sarı etli meyve veren çeşitlerin yapraklarında ise sarı renkli lekeler oluşur. Yapraklarda erken dökülme görülür.

Asma yapraklarında damar aralarında lekeler şeklinde başlayan kloroz, lekelerin hızla genişlemesiyle sapa doğru yayılır ve yapraklarda ördek ayağı şeklinde tipik görüntü oluşur. Kloroz görülen bölgelerde kahverengi nekrozlar oluşur (Aktaş ve Ateş, 1998).

Magnezyum fazlalığı: Mg fazlalığı nadiren görülür ve potasyum alımını engeller. Ayrıca ağaçların kök gelişmesini olumsuz etkiler (Aktaş ve Ateş, 1998).

Magnezyum gübrelemesi: Bitkiler, normal şartlarda nadiren Mg gübrelemesine ihtiyaç duyarlar. Ancak günümüzde azotlu ve potasyumlu gübrelerin fazla kullanılması sebebiyle magnezyum gübrelemesi bir ihtiyaç halini almıştır. Özellikle yıkanmanın fazla olduğu topraklarda Mg gübrelemesi önem taşır (Aydemir, 1992).

  • Kükürt (S)

Kükürt organik maddelerin yapısında bulunan bir elementtir. Bu yüzden toprakta organik ve inorganik formda bulunabilir. Ancak topraklardaki kükürt miktarının önemli bir kısmını organik kükürt oluşturmaktadır.

Bitkiler, kükürdü kökleri vasıtasıyla sülfat iyonu (SO4″2) şeklinde alırlar. Öte yandan stomaları aracılığı ile de kükürt dioksit olarak alabilirler. Kükürt bitkilerde daha çok yukarı doğru taşınır. Aşağı taşınma çok sınırlıdır. Yaşlı dokulardaki kükürt genç dokulara taşınmaz (Aydemir ve İnce, 1988).

Bitkide proteinlerin bileşiminde bulunur. Klorofil oluşumu için gereklidir. Bazı vitaminlerin bünyesinde bulunur. Bitkilerde soğuğa dayanımı artırır (Fırat, 1990).

Kükürt eksikliği: Bitkilerde kükürt eksikliğinde azot eksikliğine çok benzeyen belirtiler görülür. Yani homojen bir sararma vardır. Ancak aradaki fark, sararmanın önce genç yapraklarda olmasıdır. Azotta ise sararma yaşlı yapraklarda olur. Bunun sebebi kükürdün yaşlı yapraklardan genç yapraklara taşınamamasıdır (Aktaş ve Ateş, 1998).

Kükürt gübrelemesi: Kükürt gübrelemesi daha çok yağışlı bölgelerde önem taşır. Gübre olarak piyasada bulunan kükürt içerikli gübreler kullanılabilir (jips, amonyum sülfat, potasyum sülfat vs.). Uygulama dozu bitki, iklim ve toprak etmenlerine bağlı olarak değişmekle birlikte genellikle 1-5 kg S/da sınırları arasında olmalıdır. Kükürtlü gübrelerin özellikle yağışlı bölgelerde ilkbaharda uygulanması önerilir (Aydemir, 1992).

  • Demir (Fe)

Yer kabuğunun % 5’ ini demir oluşturur. Topraklar genellikle demir açısından zengin olmasına karşılık ortamda Ca ’un fazla olması ve havalanması uygun olmayan toprak şartlarında bitkiler demirden faydalanamazlar.

9+                                                                                                                    *3+

Bitkiler, demiri daha ziyade Fe2 formunda alırlar. Bazen de Fe3 formunda alabilirler. Ayrıca demir kleytleri olarak ta alınabilmektedir. Demir hangi formda alınırsa alınsın bitki bünyesinde Fe2 formuna dönüşmeden kullanılamaz. Yüksek kalsiyum olduğunda yani toprak pH’sı yüksek iken demir bileşikleri Fe2 ve Fe3 formlarına indirgenemez yani demir alımı yapılamaz. Öte yandan, bikarbonat iyonları da demirin hareketliliğini azaltarak, alımını azaltabilirler. Topraktaki kirecin çözünmesinde CO2’in önemli etkisi vardır. Havasız koşullar da CO2 oluşumuna sebep olmakta ve bu durum dolaylı olarak demir eksikliğiyle sonuçlanmaktadır. Sıkışık topraklar, uzun süreli sulama, aşırı yağışlar, yüksek taban suyu da demir alımını engelleyen unsurlardır. Toprakta fazla miktarda ağır metal olması da (örneğin mangan) demir eksikliğine neden olmaktadır (Aydemir ve İnce, 1988).

Demirin bitkilerdeki fizyolojik işlevi; birçok enzim sisteminde prostetik gurup olarak görev yapan hem hemin maddelerinde yapı elementi olmasıyla ilgilidir (Fırat, 1990).

Demir eksikliği: Demir eksikliği belirtileri öncelikle genç yapraklarda başlar ve yaprak damarları arsında sararma dikkat çeker. Görünümleri oldukça tipiktir. Kolayca tanınırlar. En ince damarlar dahi yeşil kalarak bu damarlar arasındaki renk tamamıyla sarıya döner. Şiddetli noksanlıkta damarlarda sararabilir. Bazen magnezyum noksanlığı ile karışır. Aradaki fark Mg noksanlığında sararma yaşlı yapraklarda görülür. Demirde ise genç ve tepe noktalardaki yapraklarda belirtilere rastlanır.

Meyve ağaçlarında Fe noksanlığının bazı dallarda görülüp, bazılarında görülmemesi sık görülür. Yaprak analizleri demir noksanlığının tanınmasında yeterli değildir. Çünkü bazen klorozlu yaprağın demir içeriği sağlam olandan daha yüksek bile çıkabilmektedir. Bunun nedeni demirin bütün formlarının bitkiye yarayışlı olmamasından ileri gelir.

Tanının en kolay yolu uygun demir çözeltisini yapraklara püskürtmektir.

Kloroz kaybolur veya hafiflerse Fe noksanlığı olduğu anlaşılır (Aktaş ve Ateş, 1998).

Demir gübrelemesi: Demir noksanlığının giderilmesinde yaprak gübrelemeleri etkili olmaktadır. İnorganik demir tuzları (örneğin demir sülfat) % 0,05 ve % 1 arasındaki konsantrasyonlarda püskürtülmesi faydalı olabilir. Dikkat edilecek husus tuz içerikli gübrelerin yapraklarda yanmalara neden olabileceğidir. Yani uygulama zamanı ve konsantrasyon iyi ayarlanmalıdır.

Piyasada EDDHA ve EDTA ile şelatlanmış demir şelatları bulunmaktadır. Bunlar yapraktan ve topraktan başarı ile uygulanabilir. Toprağa uygulandıklarında pH’ sı yüksek bir topraksa Fe-EDDHA daha iyi sonuç vermektedir. Bazen her iki şelatla da şelatlanmış demirli gübreler olabilir. Bunlar hem düşük, hem de yüksek pH’ da etkili olabilirler. Toprağa uygulandıklarında meyve bahçelerinde ağaç büyüklüğüne göre ağaç başına 70-150 gr yetebilmektedir. Bununla beraber şiddetli noksanlık durumunda bu oran 500 gr’ a kadar çıkarılabilir. Bağlarda ise asma başına 10-50 gr yeterlidir.

Demir şelatlarının toprağa verilmesi yaprağa verilmelerinden daha kesin sonuç verir. Ancak bu durumda kullanılacak miktar çok fazla olmaktadır ve maliyeti artmaktadır. Bu yüzden yaprak uygulamaları ekonomik açıdan daha uygundur. Ancak şiddetli noksanlık hallerinde toprak uygulamaları şarttır (Aydemir, 1992, Aktaş ve Ateş, 1998, Peryea ve Willemsen, 2000).

  • Çinko (Zn)

Yerkabuğunun ortalama çinko oranı 80 ppm civarında iken, toprakların çinko içeriği 10-300 ppm arasında değişmektedir. Toprakta çinko çözünürlüğü toprak pH’sı ile ters orantılıdır (Aydemir ve İnce, 1988).

Bitkiler, çinkoyu suda çözünebilir formda ve aktif olarak alırlar. Çinko alımı ile bakır, demir, mangan ve kalsiyum alımı arasında rekabet mevcuttur. Bitki bünyesinde çinko Zn 2 iyonları şeklinde veya organik asitlere bağlı olarak xylem dokularınca taşınır. Sınırlı da olsa yaşlı yapraklardan genç yapraklara taşınma olmaktadır. Bitkilerde fosfor ile çinko arasında antagonistik bir etki vardır (Aydemir, 1992).

Çinko, bitki fizyolojisi açısından son derece önemli bir elementtir. Bitkilerde, enzimleri yapı elementi olarak ve aktive edilmesinde, protein sentezinde, karbonhidrat metabolizmasında ve IAA sentezinde görevlidir (Fırat, 1990).

Çinko eksikliği: Meyve ağaçlarının Zn içeriği 15-200 ppm arasında değişmektedir. Çinko eksikliği çoğunlukla fosfor yönünden zengin, karbonhidrat içerikli nötr veya alkali topraklarda meydana gelir. Zn eksikliği, kültür bitkilerinde daha ziyade kökleri etkiler ve yaşlı kök dokularının ölümüne sebep olur. Öte yandan çinko noksanlığında yaprak damarları arasında kloroz meydana gelir. Yaprak damarları yeşil kalırken, damarlar arası renk açık yeşil, sarı hatta beyaza döner.

Meyve ağaçlarının hepsinde çinko noksanlığının tipik belirtisi, daralmış, küçülmüş yaprak ve rozet oluşumudur. Bu oluşumun nedeni ise boğum araları uzunluklarının oldukça kısalmış olmasıdır. Yaprak kenarları bazen dalgalı bir hal alır. Yaprak yüzeyinde damar kenarları yeşil kalmak üzere damarlar arasında sarı mozaik şeklinde lekeler oluşur. Noksanlık şiddetli değilse, sadece yaprakları etkiler. Şiddetli noksanlık olursa sürgün gelişimi de tamamen durur. Sürgünlerde meyve tomurcuğu sayısı azalır, hatta tamamen yok olur. Sert çekirdekli meyvelerin, meyve etlerinde kararmalar görülür.

Bağlarda, çinko noksanlığı yaygın olarak ortaya çıkmaktadır. Erken ilkbaharda oluşan yapraklar küçük, dar ve dişli olurlar. Damarlar arasında çok sayıda klorotik lekeler oluşurken damarların etrafında 1-2 mm genişliğinde bir bölge yeşil rengini korur. Alt yapraklar yeşil kalır ve hafif klorozlu olurlar. Belirtiler sürgün uçlarına doğru daha şiddetli bir hal alır. Büyüme geriler, ana sürgünler çalımsı bir hal alır. Salkımlar seyrek ve üzüm taneleri küçük olur (Aktaş ve Ateş, 1998).

Çinko Gübrelemesi : Bitkilerin topraktan kaldırdıkları çinko miktarı genellikle 0,5 kg/ha/yıl ’dan daha azdır. En çok kullanılan çinko gübresi çinko sülfattır. Topraktan ve uygun konsantrasyonlarda yapraktan uygulanabilir. Yaprak analizleri sonucunda Zn eksikliği bulunmuşsa 100 litre suya, 0,5 kg çinko sülfat, 250 gr sönmüş kireç ve 200 gr üre ve yapıştırıcı karıştırılarak hazırlanan çözelti, meyve tutumundan itibaren eksikliğin şiddeti de göz önüne alınarak 20’şer gün aralıklarda yapraklara püskürtülerek verilebilir (Aydemir, 1992, Aktaş ve Ateş, 1998).

  • Mangan (Mn)

Toprakların mangan içeriği 200-3000 ppm arasında değişmektedir. Toprak pH’sı ile mangan elverişliliği arasında sıkı bir ilişki vardır. Yüksek pH’ lı topraklarda manganın alınabilirliği düşüktür. Bu sebeple kireçli topraklarda Mn eksikliği sık görülür (Aydemir ve İnce, 1988).

Mangan eksikliği: Mangan noksanlığı belirtileri Mg noksanlığı belirtilerine benzer. Yapraklardaki damarlar arasında sarama görülür. Ancak Mg noksanlığı önce yaşlı yapraklarda olmasına karşılık Mn noksanlığı genç yapraklarda görülür. Mangan noksanlığında yapraklar arası kloroza ilave olarak yapraklarda sarı noktalar halinde lekeler oluşur.

Meyve ağaçlarında Mn eksikliği belirtileri rahatlıkla demir noksanlığı ile karışabilir. Yaprak analizleri doğru teşhis için önemli bir araçtır. 25-30 ppm’ den az Mn bulunursa mangan eksikliği muhtemeldir. 20 ppm’ den az olursa mangan noksanlığı vardır. Şeftali, kayısı ve erik diğer sert çekirdeklilere göre daha fazla mangana ihtiyaç gösterirler.

Asmada yaprak yüzeyinde üniform bir sararma olur. Yapraklar normalden küçük ve açık yeşil renklidirler. Zamanla çok sayıda küçük nekrotik lekeler ortaya çıkar. Sonunda sarı bölgeler kahverengine döner ve yaprak ölür (Aktaş ve Ateş, 1998).

Mangan gübrelemesi: Mangan noksanlığı daha çok kireçli yüksek pH’ ya sahip topraklarda yetiştirilen bitkilerde görülür. Böyle topraklara mangan sülfat gibi tuzlar vermek genellikle faydasızdır. Çünkü verilen mangan kısa sürede yükseltgenerek alınamaz hale gelir. Böyle topraklara mangan verilecekse serpme yerine banda toplu olarak verilmelidir (Aydemir, 1992).

Manganlı gübrelerin yaprağa uygulanmaları da mümkündür. Bu amaçla kullanılmak üzere çeşitli Mn-şelatlar üretilmektedir. % 1’ lik MnSO4 çözeltisi veya dekara 10-50 gr Mn hesabıyla şelatlı gübreler yapraklardan uygulanabilir. Manganın bitkilerde hareket kabiliyeti iyi olmadığından uygulama 2-3 kez tekrarlanmalıdır. Toprağa verilecekse dekara 3 kg Mn hesabıyla mangan sülfat verilebilir (Aktaş ve Ateş, 1998).

  • Bakır

Yerkabuğunun Cu kapsamı 55 ppm dolayındadır. Bakır toprakta genellikle iki değerlikli bakır iyonu şeklinde bulunur ve elverişliliği organik maddelerle kompleks oluşturmasına bağlıdır.

Bakır bitkilerce çok küçük miktarlarda alınır. Bitkiler bakırı Cu2+ iyonu veya bakır kleyti şeklinde alırlar. Öte yandan bakır ile demir, mangan, çinko ve nikel gibi ağır metaller arasında rekabet söz konusudur. Bitkilerde taşınması % 99 oranında xylem özsuyunda olmakta ve floemde taşınma gerçekleşmemektedir. Bu taşınma transprasyon akımına bağlıdır. Bakır az da olsa yaşlı yapraklardan genç yapraklara taşınabilir (Aydemir ve İnce, 1988).

Bakır, bitki fizyolojisi açısından çok önemli bir elementtir. Vitamin, karbonhidrat ve protein sentezi ile fotosentez ve solunum gibi çok sayıda komplike olayda görev alır (Fırat, 1990).

Bakır eksikliği: Bitkilerin bakır kapasitesi vegetatif organlarda 4-20 ppm civarındadır. Eksiklik sınırı 4 ppm olarak kabul edilmektedir. Bakırın yaşlı yapraklardan genç yapraklara taşınma kabiliyeti iyi olmadığından eksiklik belirtileri öncelikle genç yapraklarda görülmektedir. Grimsi yeşil renk, hatta beyazlaşma gibi renk değişimleri ve solma görülür. Gelişme zayıflar. Meyve ağaçlarında dalların uç kısımlarında kurumalar olur. Bazı hallerde uç kurumalarının görülmesinden önce normalden büyük yapraklar oluşur (Aktaş ve Ateş, 1998).

Bakır fazlalığı: Bakır içerikli fungusitlerin meyve bahçelerinde ve bağlarda çokça uygulanması bakır toksitesi meydana getirebilmektedir. Bakır tositesinde de noksanlıkta olduğu gibi bitki gelişmesi geriler ve yapraklarda yanmalar görülür (Aktaş ve Ateş, 1998).

Bakır gübrelemesi: Pratikte meyve ağaçlarında bakır gübrelemesi yapılmaz. Çünkü fungusit olarak bakır sülfat çokça kullanıldığından meyve bahçelerinde genellikle yeterli miktarda bakır bulunur (Aydemir, 1992).

  • Bor

Bor toprakta borik asit ya da borat anyonu şeklinde bulunur. Bitkilerce bor iyonize olmamış borik asit formunda alınmaktadır. Bitkide hareketi oldukça sınırlıdır ve bitkilerde xylem dokusunda transprasyon etkisi ile taşınır (Aydemir ve İnce, 1988).

Bor eksikliği: Normal olarak bitkiler 25-100 ppm arasında bor içerirler. 20 ppm bitkilerde borun eksiklik sınırı olarak kabul edilmektedir. Bitkilerde birçok hastalığın bor noksanlığından meydana geldiği bilinmektedir. Örneğin elmalarda mantarlaşmış çekirdek evi hastalığı bunlardan biridir.

Armut ve elmalarda, bor noksanlığında, çiçekler soğuktan zarar görmüş gibi aniden solar ve siyah bir renk alır. Bu halleri ile dökülmeyip bir süre dalda kalırlar. Don zararı aynı görüntüyü oluşturmakla beraber dondan etkilenmiş çiçekler hemen dökülürler. Şiddetli noksanlıkta yaprak çıkışı gecikir, vejetatif büyüme noktaları ölür. Sürgünler kısa, yapraklar küçük ve bozuk şekilli olurlar. Ancak yapraklarda kloroz görülmez. Elma ve armut meyvelerinde büyük şekil bozuklukları ve içte ve dışta mantarlaşmalar görülür. Meyveler normalden küçüktür ve bazen çatlamalar olur. Bor noksanlığından ileri gelen dış mantarlaşmalar Ca eksikliğinden meydana gelen acı benek ile karıştırılmamalıdır. Acı benek ya dalda meyvenin olgunlaşmasına yakın, ya da daha çok hasat sonrasında depolama sırasında görülür.

Şeftali ve kayısı meyvelerinde kahverengi lekeler ve veya mantarımsı doku oluşur. Bazı durumlarda meyvelerde çatlama ve büzülme görülür. Olgunlaşma gayrı muntazam olur.

Asmalarda genç yapraklarda damarlar arasında sarı lekeler şeklinde kloroz oluşur. Kloroz yaprak kenarlarından başlayıp, ortaya doğru yayılır. Kloroz çoğu kez şekil bozukluğu ile birliktedir. Sonraları yaprak kenarları kahverengiye döner ve kurur. Yaprak sapları kısa ve kalın olur. Vejetatif gelişme noktaları kalınlaşır ve ölür. Buna bağlı olarak yan sürgün sayısı artar. Ancak bu sürgünler de arızalı olur. Meyve az olur. Salkımlarda üzüm tanelerinin çoğunluğu buruşuk ve çekirdeksizdir. Sadece aralarında birkaç tane normal üzüm bulunur (Aktaş ve Ateş, 1998).

Bor fazlalığı: Borun eksikliği gibi fazlalığı da sakıncalıdır. Toprakta 5 ppm’ den fazla bor olması bor fazlalığına işaret eder. Bu sebeple bor gübrelemesi yapılırken dikkat edilmelidir. Bor toksitesinde yaprak uçları sararır ve nekrozlar oluşur. Belirtiler daha sonra yaprak kenarlarına ve orta damara yayılır. Yapraklar yanık bir görüntü alırlar ve erken dökülürler. Belirtiler yaşlı yapraklarda görülür (Aktaş ve Ateş, 1998).

  1. Fertigation

Son yıllarda sulama yöntemlerinde uygulanan yeni teknolojiler gübrelerin uygulanmasında da bazı kolaylık ve yenilikleri beraberinde getirmiştir. Örneğin damla sulama sistemi modern meyve bahçelerinin vazgeçilmez ekipmanı haline gelmiştir. Bu durum gübre uygulamalarının da sulama suyu ile verilmesini sağlamıştır. Fertigation olarak bilinen bu yöntemde suda çözünebilir formdaki gübreler sulama sistemine aplike edilen bir gübre tankı vasıtası ile meyve bahçelerine verilmektedir (Tozlu ve Kersling, 2001). Piyasada çeşitli ticari isimlerle farklı besin elementi içerikli çok sayıda sıvı veya suda eriyebilir gübre vardır. Bunlardan bazıları ve besin elementi içerikleri Tablo 11’da verilmiştir. Ayrıca bazı suda eriyebilir gübrelerin çözünürlük durumları, pH’ları ve diğer bazı özellikleri Tablo 12 de verilmiştir.

Tablo 11. Bazı suda eriyebilir gübre kombinasyonları ve besin elementi içerikleri

(Kacar, 1982)

% Besin Elementi İçeriği
N P K            Diğer
Üre 46
Amonyum Nitrat 34
Amonyum Sülfat 20 24 Kükürt
Mono- amonyum fosfat 12 5 22
(MAP)
Di- amonyum fosfat 19 20
Potasyum klorür 50
Potasyum nitrat 13 38
Potasyum sülfat 42         18 Kükürt

 

 

Farklı

oranlarda

  • Uygulama Yöntemleri

Fertigation yönteminde verilecek su miktarı, uygulama süresi, gübre oranı, uygulamanın başlama ve bitiş saatleri kontrol edilebilmektedir. Ayrıca fertigation yöntemi ile gübre uygulanması bitki besin elementlerinin etkinliğini de artırmaktadır. Öte yandan iş gücü ve gübre ekonomisi sağlamaktadır. Fertigation uygulama yöntemleri şöyle sıralanabilir;

Sürekli uygulama: Sisteme sulamanın başlangıcından bitimine kadar belli bir konsantrasyonda gübre uygulanır. Yani gübre tankına konulan gübre sulamanın başlaması ile beraber sisteme dâhil edilir ve sulama süresince bu durum devam eder. Böylece sulama miktarı ne olursa olsum belirli miktardaki gübre sisteme verilmiş olur.

Tablo 12. Suda çözünebilen bazı gübrelerin çözünürlük durumları, pH ’sı ve diğer bazı

özellikleri (Creington ve Rolfe, 1997).

100 It’d e
Gübre Çeşidi eriyebilir maximum miktar (kg) (20 ÖC de) Elime

zamanı

(dakika)

pH sı Çözünmeyen miktar (*M>) Düşünceler
Üre 105 20 9.5 önemsiz Üre eriyene kadar solüsyon
Galvanizli sac ve prinçte
Amonyum nitrat 195 20 5,62 korozyon yap ar. Solüsyon gübre eriyene kadar serindir.
Amonyum sülfat 43 15 4,5 0,5 Esnek çeliklerde korozyon yapar
Mon oam onyun yi n on A ^ 1 1 Karbon çeliklerde korozyon
fostat yapar
Dı -amonyum jTf-, r”-| ■“7 jT i £T Karbon çeliklerde korozyon
fosfat “”” r yapar
Potasyum klorür 34 5 7,0-9,0 0,5 Pirinç ve yumuşak çeliklerde korozyon yap ar
Potasyum sülfat 11 5 8,5-9,5 0,4-4 Esnek çeliklerde bariz bir şekilde korozyon yap ar
Potasyum sülfat 11 1 8,5-9,5 0,4-4 Esnek çeliklerde bariz bir
Sprey şekilde korozyon yap ar Solüsyon gübre eriyene
Potasyum nitrat 31 3 10,8 0,1 kadar serindir. Metallerde
korozyon yap ar

 

Üç aşamalı uygulama: Sulama gübre olmadan başlar ve toprak ıslanana kadar sisteme sadece su verilir. Toprak ıslandıktan sonra gübreleme uygulaması başlar. Bu gübre tankını kontrol eden vananı açılıp kapatılması ile sağlanır. Sisteme gübre verilmesi sulama bitmeden durdurulur. Sulama sitemi içimdeki gübre kalıntıları basınçlı temiz su ile iyice temizlenene kadar gübresiz sulamaya devam edilir. Bu yöntemde de sulama suyu miktarı ne olursa olsun sisteme sabit miktarda gübre verilmektedir.

Orantılı Uygulama: Bu yöntemde sisteme verilecek gübre oranı suyun akış oranı ile orantılıdır. Örneğin 1 litre gübre solüsyonu 1000 litre sulama suyu gibi. Bu yöntemde gübre tankına koyulacak gübre miktarının önemi yoktur. Çünkü sisteme verilecek gübre suyun akış hızına bağlı olarak gübre tankında vakumla çekilir. Bu yöntemde çok miktarda besin elementi vermek için uzun süre sulama yapmak gerekir.

Miktarı belli uygulama: Bu yöntem daha ziyade deneme amaçlı ve farklı parsellere farklı miktarlarda gübre uygulamak amacıyla uygulanır. Gübre konsantrasyonu belli sulama suyundan değişik yerlere değişik miktarlarda sulama suyu verilir. Mesela A parseline % 2 gübre solüsyonu içeren sulama suyundan 20 litre, B parseline yine % 2 gübre solüsyonu içeren sulama suyundan 40 litre gibi (Creington ve Rolfe, 1997).

  • Kullanılacak Gübre Miktarı

Fertigation yönteminde kullanılacak gübre miktarı klasik yöntemlerden daha azdır. Öte yandan fertigation yöntemi ile gübrelenmiş bahçelerde klasik yönteme göre daha fazla verim alınmaktadır. Örneğin elma üzerine yapılan bir çalışmada klasik gübreleme yöntemi ile gübrelenen parsellerde toplam ağaç başına 79 kg elma alınırken fertigation ile gübrelenmiş parsellerde toplam ağaç başına 93 kg elma alınmıştır.

Fertigation sisteminde dekara 250 ağaç dikilen ve 5-6 ton/da verim alınan bir elma bahçesine 8-10 kg/da azot, 2-3 kg/da fosfor ve 14-16 kg/da potasyum verilmesi yeterlidir (Peterson ve Stevens, 1994).

  • Kullanılacak Asit ve Klor Miktarı

Damla sulama sistemi ile gübre verilmesi sırasında gerek suların iyi filtre edilmemesinden gerekse gübreler ve diğer bazı çözünmüş haldeki maddelerden dolayı sistemde tıkanmalar olabilir. Bunu önlemek için sisteme asit ilavesi gereklidir. Tıkanmayı önlemenin 2 yolu vardır.

  1. Suyum pH’sını sürekli (her sulamada) 6,5-7,0 civarında tutarak tortu oluşumunu önlemek
  2. Belli aralıklarla suyun pH’sını 4,5-5 sevisine indirerek oluşan kalıntıları yok etmek.

Bu amaçla en fazla Fosforik asit kullanılmaktadır. Her ne kadar Nitrik asit, Sülfürik asit, Hidroklorik asit gibi asitlerde kullanılabilirse de fosforik asit kullanımında hem tıkanıklıklar önlenmekte hem de bitkilerin fosfor ihtiyacı karşılanmakta olduğundan diğerlerine göre daha kullanışlıdır.

Verilecek asit miktarı hesaplanırken önce suyun pH’sı belirlenir ve titrasyon testi ile 100 ml suyu istenilen pH’ya getirmek için gerekli asit miktarı bulunur. Daha sonra sistem debisi de dikkate alınarak verilecek asit miktarı hesaplanır.

Öte yandan sistemde bakteri yoğunluğunu azaltmak ve bazı canlıların oluşumunu önlemek için zaman zaman klor ilavesi gereklidir. Bu amaçla çamaşır suyu kullanılabilir. Verilecek klor miktarı belirlenirken sistemin başında 6 ppm ve en sonunda ise en az 2 ppm klor olması istenir. Ölçüm için pratik klor ölçüm cihazları bulunmaktadır (Tozlu ve Kersting, 2001).

  1. Yaprak Gübrelemesi

Yapraklar ve diğer toprak üstü organlar bir yandan fotosentez işlemlerini bir yandan sürdürürken diğer yandan da suda çözülmüş organik ve inorganik maddeleri iyon şeklinde üte ve metal kleytler gibi maddeleri molekül şeklinde ve CO2, O2 ve SO2 gibi besin maddelerini de gaz halinde absorbe ederler.

Yapraklardan özellikle N, P, K gibi makro besin elementlerinin püskürtülerek verilmesi pek ekonomik ve yaygın değildir. Zira yaprakların absorbsiyon hızları son derece düşüktür ve bitkinin ihtiyaç duyduğu besin elementi yanında son derece sınırlı kalır. Gerçi son yıllarda topraktan gübrelemeye destek olarak özellikle üre uygulaması yaygınlaşmaktadır. Ancak tek başına yapraktan uygulamak yeterli değildir. Bu sebeple bitkilere yapraktan daha az ihtiyaç duydukları mikro besin elementlerinin verilmesi daha uygun ve daha yaygındır (Aktaş ve Ateş, 1998).

Gübrelerin bitki toprak üstü kesimlerine genellikle sıvı biçimde ve püskürtülerek uygulanmalarına yaprak gübrelemesi denir. Bitkilerin yapraklarına püskürtülerek verilen ve içinde bir veya birden fazla bitki besin elementi bulunan çözeltilere de yaprak gübreleri denir.

  • Yapraklardan Besin Maddesi Alımı
  • y

Yaprak ayasının 1cm2 sinde 20-40 cm boyunda 150-300 tane gözenek bulunmaktadır. Yapraklardaki hava boşluklarının kütin ile kaplı olması ve içinde gaz bulunması yaprağa verilen besin maddelerinin içeri girmesine engel oluşturur. Tranprasyonla su ve salgılanan maddelerin dışarı atılması gözenekler yoluyla gerçekleştiğinden verilen besin maddelerinde aynı şekilde gözeneklerle yaprağa girdiği kabul edilmektedir.

  • Yapraktan Besin Maddelerinin Alınma Hızı Ve Bitkilerdeki Hareketlilikler

Gübrelerin etkinlikleri besin maddelerinin yapraktan alınma hızlarına ve bitkilerdeki hareketliklilerine bağlıdır besin maddelerinin alınma hızları ve bitki bünyesinde taşınmaları önemli farklılıklar göstermektedir. Konsantrasyonlarının az ya da çok oluşu taşınmanın aktif ya da pasif şekilde olmasını tayin eder. Düşük konsantrasyonlarda aktif şekilde yüksek konsantrasyonlarda ise pasif şekilde taşınırlar. Yavaş alınan besin maddelerinin bitkideki konsantrasyonu düşük olacağından taşınma daha kolay olur. Hızlı alınan besin elementlerinin hücredeki konsantrasyonu artacağından diğer besin maddelerinin alımında engellenmesi, taşınımın güç olması, bununla birlikte toksik etki göstermesi söz konusudur.

Besin elementlerinin yapraktan alınma hızları ve bitkilerdeki hareketlilikleri Tablo 13 de görülmektedir. Öte yandan besin elementlerinin çeşitli bitkilerden yüzde 50 sinin absorbe edilmesi için geçen sürede Tablo 14 de verilmiştir. Tablodan da anlaşılacağı gibi besin elementlerinin alınma hızları alınma sürelerini de önemli ölçüde etkilemektedir.

Tablo 13. Besin elementlerinin yapraktan alınma hızları ve bitkilerdeki hareketlilikleri

Alınma Hızı (Absorbsiyon) Bitkilerdeki Hareketlilikleri

(Mobilizasyon)

Üre Azotu Azot (N)
Sodyum Çok Hareketli Potasyum (K)
Hızlı Potasyum Sodyum (Na)
Klor Fosfor (P)
Çinko Hareketli Klor (Cl)

Kükürt (S)

Kalsiyum Çinko (Zn)
Kükürt Bakır (Cu)
Orta Fosfor Az Hareketli Mangan (Mn)
Mangan Demir (Fe)
Bor Molibden (Mo)
Magnezyum Bor(B)
Yavaş Bakır Hareketsiz Magnezyum (Mg)
Molibden Kalsiyum (Ca)

 

  • Besin Maddelerinin Yapraktan Alımını Etkileyen Faktörler
  1. Bitkinin Türü ve Absorbsiyonu Yapan Organın Morfolojik Özellikleri

Yapılan araştırmalar besin elementlerinin alınmasının çeşitli bitkilerin yapraklarında, aynı bitkinin farklı yapraklarında hatta aynı yaprağın değişik kısımlarında farklılıkların olduğunu ortaya koymuştur. Geniş yapraklı bitkilerde yaprak gübreleri daha etkili olmaktadır. Ayrıca bitkilerin yaşlanmasıyla kütikula tabakasının büyümesi ve mumsu tabakanın kalınlaşması da besin elementlerinin genç yapraklarda yaşlılardan daha hızlı alınmasına neden olmaktadır.

  1. Bitkilerin Beslenme Durumu

Kök bölgesinde elverişli fosfor konsantrasyonun yüksek olması yapraklarda olan fosfor absorbsiyonun azalmasına neden olduğunu gösteren birçok araştırma vardır.

  1. Yaprak Gübrelerinin pH’sı ve Taşıyıcı İyonun Etkisi

Bitki besin elementlerinin çoğunun çözünürlüğü düşük pH değerlerinde yüksek olduğundan bu reaksiyonlarda besin maddelerinin yapraktan absorbsiyonu fazladır. Bu nedenle yaprak gübrelerinin pH değerleri genellikle 5—6,5 arasında olması gerekir.

Tablo 14. Besin elementlerinin çeşitli bitkilerden yüzde 50 sinin absorbe edilmesi için

geçen süre.

Besin Elementi Uygulanan Bitki % 50 Absorbsiyon İçin Geçen Süre
Narenciye 1-2 saat
Elma 1-4 saat
Azot (Üre) Şeker Kamışı, Tütün 24 saat
Kahve, Kakao 1-36 saat
Domates, Mısır 1 -6 saat
Kereviz, Patates 12-24 saat
Elma 7-11 gün
Fosfor Fasulye 6 gün
Şeker Kamışı 15 gün
Potasyum Fasulye, Kabak 1 -4 gün
Kalsiyum Fasulye 4 gün
Magnezyum Elma (% 20’si) 1 saat
Kükürt Fasulye 8 gün
Klor Fasulye 1-2 gün
Demir Fasulye (% 8′ i) 24 saat
Mangan Fasulye, Soya Fas. 24 saat
Molibden Fasulye (% 4’ü) 24 saat

 

Taşıyıcı olarak ta anyon ve katyon yerine kleytlerin kullanılması ile besin elementlerinin yapraktan alınması daha fazla olur. Kleyt organik yapılı mikro element gübrelerine verilen isimdir. Kleytler (Şelat) metalik tuzların doğal veya sentetik organik kompleksler ile reaksiyonu sonucu elde edilir. Böylece organik komplekse bağlanan mikro elementin toprakla reaksiyonu önlenerek yararlılığı artırılır. Günümüzde 5 ayrı yapıda kleyt üretilmektedir (Aktaş ve Ateş, 1998).

  1. EDTA : Ethylendiamın tetra asetik asit
  2. EDDHA : Etilandiamin di-o-hidroksifonil asetik asit
  3. HEDTA :Hidroksietilendidiamıntri asetik asit
  4. DTPA : Dietilentriamin penta asetik asit
  5. NTA : Nitrotri asetik asit

Kleyt formundaki mikro element gübreleri, inorganik yapılı olanlardan en az 10 kat daha etkilidir. Ancak çok pahalı olduklarından kullanılmaları her zaman ekonomik olmayabilir. Bu gübrelerin piyasada en çok bulunanları genellikle ağır metal kleytleridir.

  1. Yaprak Gübrelerine İlave edilen Kimyasal Maddelerin Etkisi

Yaprak gübrelerine yayıcı, nemlendirici, yapıştırıcı ve aktivatör maddelerin ilave edilmeleriyle bitkilerin gübrelerden daha fazla yararlanmaları sağlanabilmektedir. Tutucu madde hem püskürtülen çözeltinin ince bir tabaka halinde yaprak yüzeyinde kalmasını sağlar, hem de püskürtülerek uygulanan çözeltideki suyun yaprak yüzeyindeki gerilimini azaltmak suretiyle besin maddelerinin absorbsiyonlarının artırabilmektedir.

Yaprak yüzeyinde su tabakası ne kadar uzun kalırsa iyonların yaprağa girişi de o kadar kolay olur. Aksi halde iyonlar kristalize olarak daha fazla derine nüfuz edemezler. Püskürtülen solüsyona bu amaçla gliserin, glikoz, fruktoz, sakkaroz gibi çeşitli maddeler katılır. Mesela yüzde 1-2 ‘lik gliserin ilavesiyle KH2PO4’ın absorbsiyonunun 2-3 kat arttığı; yüzde 5’lik glikoz, fruktoz ve sakkaroz ilavesiyle buğdayda fosfor absorbsiyonun 3 kat arttığı belirlenmiştir.

  1. Yaprak Gübresinin Uygulama Konsantrasyonları ve Damlacık Büyüklüğünün Etkisi

Püskürtülerek uygulanan gübrelerin belli konsantrasyonları geçmemesi gerekir, ayrıca düşük konsantrasyonlarda besin elementlerinin absorbsiyon hızı artar.

Damlacık büyüklüğü mümkün mertebe büyük olmalıdır. (0,1-0,2mm) zira

damlacık çapı küçüldükçe absorbsiyon artar.

  1. Işık, Sıcaklık, Rüzgar, ve Nisbi Nemin Etkisi

Güneş ışınlarının dik geldiği zaman gözenekler fazla su kaybını önlemek için kaplı olduğundan, yapraktan gübreleme serin ve bulutlu günlerde ya da sabahın erken saatleriyle akşamın geç saatleri arasında ve mümkünse rüzgârsız havalarda yapılmalıdır.

  • Yapraktan Gübreleme Hangi Durumlarda Uygulanmalıdır
  1. Toprağın Besin Elementi Düzeyinin Düşük Olması

Kireçli topraklarda Fe noksanlığı, yüksek organik madde içerikli topraklarda ve pH’ sı yüksek ortamlarda Mn noksanlığı ve asidik ortamlarda Mo noksanlığı halinde yapraktan gübreleme yararlıdır.

  1. Pulluk Tabakasının Nem Düzeyinin Düşük Olması

Kurak ve yarı kurak yörelerde toprağın üst katmanları sürekli koruma eğilimdedir. Bu ise bitkilerin yeterince besin maddesi almasını engeller. Böyle ortamlarda toprakta gübrelemenin etkisi sınırlı kalır ki buralarda yaprakta gübreleme yararlı olur.

  1. Kök Sistemde Arazların Farlığı

Dane oluşumu devresinde kök sisteminde arazların meydana gelmesi halinde yapraktan gübreleme yapılabilir. Bu yolla kök sistemi arızası nedeniyle gecikerek generatif gelişme önlenmiş olur.

  1. Ca Elementinin Floem Borusundaki Hareketsizliği

Bazı meyve ağaçlarında Ca noksanlığı görülür. Ca ‘nın hareketsizliği aynı zamanda yaprakta yapılan gübrelemeyi de etkisiz kılar bununla beraber özellikle elma ağaçlarında yapraktan gübrelemenin birkaç defa tekrarlanması veya meyveye doğrudan verilmesi yararlı olabilmekte ve hasat sonrası meyve dayanımını artırmaktadır.

  1. Analizler Sonucunda Herhangi bir Element Eksikliği Belirlenmişse

Yapılan yaprak analizleri sonucunda özellikle Mikro elementlerden herhangi biri eksik bulunmuşsa bu eksikliğin acilen giderilmesi için yaprak gübrelemesi yapılmalıdır.

  • Yapraktan Gübre Uygulamasında Dikkat Edilmesi Gereken Hususlar
  1. Çiçeklenme döneminde ve meyve oluşumunun başlangıcında yapraktan gübreleme yapılmamalıdır.
  2. Yapraklar alttan gübrelenmelidir. Üstten gübreleme mercek oluşumu ve tuz birikimi ile yakıcı etki yapabilir.
  3. Güneşin dik geldiği zaman gözenekler fazla su kaybını önlemek için kapalı olacağından gübreleme sabah erken ve akşam geç saatlerde ve mümkünse rüzgârsız havalarda yapılmalıdır.
  4. Çözelti konsantrasyonu iyi ayarlanmalıdır.
  5. Yapraktan gübrelemede püskürtülen su damlacıklarının büyüklüğü 0,1-0,2 mm gibi küçük olmalıdır.
  6. Üre gibi yakıcı gübreler uygulandığında içine çözeltinin pH’ sının düşürülmesi için silikon içerikli bazı maddeler eklenmesi absorbsiyonu artırdığı gibi yaprakların zarar görmesini de önler.
  7. Bazı pestisitlerle karıştırılması gerekiyorsa yaprak gübresinin karışabilir olup olmadığının bilinmesi gerekir.
    • Yapraktan Gübrelemede Rastlanan Bazı Olumsuzluklar
  8. Kahve ve turunçgil gibi bazı bitkilerde yapraktan gübrelemenin etkisi, bunların yapraklarının absorbsiyon hızları çok düşük olduğundan sınırlı kalmaktadır.
  9. Hidrofobik (su sevmeyen) özelliğe sahip bitki yapraklarının yüzeylerinden

besin elementi çözeltileri akarak uzaklaşır ve yine besin elementlerinin etkisi sınırlı kalır.

  1. Yağışlı bölgelerde ve sulama sularıyla besin elementleri yapraklardan kolaylıkla yıkanabilir.
  2. Kurak ve yarı kurak bölgelerde püskürtülen besin maddeleri, çözelti hızla kuruduğundan nitratlı gübrelerde olduğu gibi tuz oluşturarak dokuda yanma ve nekrotik belirtilere yol açar.
  3. Ca gibi hareketsiz besin elementlerinin bir yapraktan diğer yaprağa geçişi sınırlı kaldığından eğer homojen bir gübreleme yapılmamışsa dengeli bir beslenme gerçekleşmeyebilir.
    • Meyve Ağaçlarında Yaprak Gübrelerinin Kullanımı ve Uygulama Dozları

Yukarıda verilen bilgiler ışığında yaprak gübresi kullanılması gerekiyorsa Tablo 15’te verilen zaman ve dozlarda yaprak gübreleri kullanılabilir.

Tablo 15.Yaprak gübrelerinin konsantrasyonları, uygulama dozları ve uygulama

zamanları (Peryea ve Willemsen, 2000).

Besin Elementi Kullanılacak

Materyal ve Konsantrasyonu

Dekara

verilecek

Miktar

1 Ton suya ilave edilecek miktar Açıklamalar
Dormant Dönem ve Dormant Dönem Sonu
Koruma Amaçlı Çinko Çinko Sülfat, Kuru (% 36 Zn) 0,6-1,2 kg 1,5-3 kg Sadece dormant dönemde uygulanır. Çözünebilmesi için sprey tankına sıcak su ilave edilmelidir
Temel Çinko Sülfat, Kuru (% 50-52 Zn) 0,6­

1,2kg

2 kg (Yağ ile) Yağsız spreyler daha etkilidir. Kışlık yağ uygulaması için üretici firmanın önerilerine uyulmalıdır.
3 kg (Yağ olmadan

 

Besin Elementi Kullanılacak

Materyal ve Konsantrasyonu

Dekara

verilecek

Miktar

1 Ton suya ilave edilecek miktar Açıklamalar
Temel Çinko Sülfat, Sıvı (% 20-25 Zn) Üretici firmanın önerilerine uyulmalıdır
Çinko Sülfat, Sıvı (% 10-12 Zn) 2-4 kg 0,5-1 kg Sadece dormant dönemde uygulanır.
Şelatlı veya Organik Kompleksli Çinko Üretici firmanın önerilerine uyulmalıdır
Çinko Eksikliği Çinko Sülfat, Kuru (% 36 Zn) 4 kg 10 kg Sadece dormant dönemde uygulanır. Çözünebilmesi için sprey tankına sıcak su ilave edilmelidir
Temel Çinko Sülfat, Kuru (% 50-52 Zn) 1,6 kg 4 Kışlık yağla birlikte uygulanmamalıdır.
Temel Çinko Sülfat, Sıvı (% 20-25 Zn) Üretici firmanın önerilerine uyulmalıdır
Çinko Sülfat, Sıvı (% 10-12 Zn) 12 İt 30 İt Sadece dormant dönemde uygulanmalıdır
Şelatlı veya Organik Kompleksli Çinko Üretici firmanın önerilerine uyulmalıdır

 

Besin

Elementi

Kullanılacak Materyal ve Konsantrasyonu Dekara

verilecek

Miktar

1 Ton suya ilave edilecek miktar Açıklamalar
Kalsiyum (armutta Cork spot un önlenmesi) Kalsiyum klorür, kuru (%34-36 Ca) 0.6-0,8

kg

1.5-2 kg Her iki üründe erken Haziran -Ağustos arasında 4 kez uygulanmalıdır. Sulandırılmış spreyler daha etkilidir. Meyvelerde zararlanmalar meydana getirebilir.
Kalsiyum klorür, sıvı (%12 Ca) 1 lt 2,5 lt
Bakır Eksikliği Şelatlı veya

Organik

Kompleksli Bakır

Her iki üründe de üretici firmanın önerilerine uyulmalıdır. Kalsiyum klorürle karıştırılmamalıdır.

Meyvelerde zarar oluşturabilir.

Temel Bakır

Sülfat, Sıvı

Demir (kireçli topraklarda kloroz görülmesi) Şelatlı veya

Organik

Kompleksli Demir

Üretici firmanın önerilerine uyulmalıdır.
Magnezyum

eksikliği

Magnezyum nitrat, kuru (%13,5 Mg) 2-4 kg 5-10 kg Haziran da uygulanmalıdır. Temmuz ayında ihtiyaç duyulursa tekrar uygulanabilir. Ağustos ayında uygulanmamalıdır. Üretici firmanın önerilerine uyulmalıdır.
Magnezyum nitrat, 0,4 LC 6-12 lt 15-30 lt
Kalsiyum nitrat + Epsom tuzu (Magnezyum sülfat) 2,4-4,8

kg

6-12 kg
4-8 kg 10-20 kg
Şelatlı veya

Organik

Kompleksli

Magnezyum

Azot Eksikliği Üre (% 2’den az biüretli) 0,2-1 kg 0,5-2,5 kg Sadece elmada uygulanır. Armut ve sert çekirdeklilerde etkili değildir ve meyvelerde zarar oluşturabilir.
Çinko eksikliği Çinko Sülfat, Kuru 0,6-1,2 1,5-3 kg Özellikle sert çekirdeklilerde

 

(Meyve

vermeyen

ağaçlarda)

(% 36 Zn) kg meyveye zarar verebilir.

Üretici firmanın önerilerine uyulmalıdır.

Temel Çinko

Sülfat, Kuru (% 50-52 Zn)

0,6-1,2 kg 1,5-3 kg
Temel Çinko

Sülfat, Sıvı (% 20­25 Zn)

Çinko Sülfat, Sıvı (% 10-12 Zn) 2-4 lt 5-10 lt
Şelatlı veya

Organik

Kompleksli Çinko

Çinko eksikliği (Meyve veren ağaçlarda) Şelatlı veya

Organik

Kompleksli Çinko

Üretici firmanın önerilerine uyulmalıdır.
Hasat sonrası (Yapraklar hala yeşil ve aktifken)
Koruma amaçlı Bor Sodyum Borat, kuru (%16,5-20,5

B)

0.25-3

kg

0.75 kg Bütün ürünler dekara 60 g saf bor olacak şekilde uygulanmalıdır.
Borik Asit, Sıvı (%10 B) 0,5 lt 1,25 lt
Borik Asit, Sıvı (%2,5 B) 2.25 lt 5 lt
Borik Asit, Kuru (%17 B) 0.3 kg 0.75kg

 

Besin

Elementi

Kullanılacak Materyal ve Konsantrasyonu Dekara

verilecek

Miktar

1 Tona ilave

edilecek

miktar

Açıklamalar
Bor Eksikliği Sodyum Borat, kuru (%16,5-20,5

B)

0.5-0,6

kg

1.25-1,5 kg Bütün ürünler dekara 120 g saf bor olacak şekilde uygulanmalıdır.
Borik Asit, Sıvı (%10 B) 1 lt 2,5 lt
Borik Asit, Sıvı (%2,5 B) 4.5 lt 10 lt
Borik Asit, Kuru (%17 B) 0.6 kg 1.5 kg
Koruma

Amaçlı Çinko

Çinko Sülfat, Kuru (% 36 Zn) 0,6-1,2 kg 1,5-3 kg Bütün ürünler Ekim ayından önce kullanılmamalıdır. Kayısılarda

uygulanmamalıdır. Üretici firmanın önerilerine uyulmalıdır.

Temel Çinko

Sülfat, Kuru (% 50-52 Zn)

0,6-1,2 kg 1,5-3 kg
Temel Çinko

Sülfat, Sıvı (% 20­25 Zn)

Çinko Sülfat, Sıvı (% 10-12 Zn) 2-4 lt 5-10 lt
Şelatlı veya

Organik

Kompleksli Çinko

Çinko Eksikliği Çinko Sülfat, Kuru (% 36 Zn) 2,4 kg 6 kg Bütün ürünler Ekim ayından önce kullanılmamalıdır. Kayısılarda

uygulanmamalıdır. Üretici firmanın önerilerine

Temel Çinko

Sülfat, Kuru (% 50-52 Zn)

1,6 kg 4 kg

 

 

Temel Çinko

Sülfat, Sıvı (% 20­25 Zn)

uyulmalıdır
Çinko Sülfat, Sıvı (% 10-12 Zn) 7 lt 17,5 lt
Şelatlı veya

Organik

Kompleksli Çinko

Bakır Eksikliği Bakı Sülfat, Kuru (% 25 Cu) 0,4 kg 1 kg Üretici firmanın önerilerine uyulmalıdır
Bakır Sülfat veya Temel Bakır Sülfat (% 4-14 Cu)

 

  1. Organik Gübreleme

Organik gübreler içerdikleri besin elementleri ile bitki beslenmesine katkıda bulunurken bir yandan da toprağın fiziksel yapısının düzelmesine olumlu etki yaparlar. Organik gübreler; yeşil gübreler, çiftlik gübreleri ve kompostlar olarak sınıflandırılabilir.

  • Çiftlik Gübreleri

Çiftlik hayvanlarının katı dışkı, idrar ve kullanılan yataklığın tamamına çiftlik gübresi denir.

  1. Çiftlik Gübresinin Faydaları
  • Toprağın yapısına faydaları; Toprağın su tutma kapasitesini arttırır, su geçirgenliğini olumlu yönde etkiler, zamanında tava gelmesini sağlar, çabuk ısınmasını sağlar, iyi şekilde havalanmasını sağlar, ısınmasını kolaylaştırır, mikro organizma faaliyetini arttırır, verdiğimiz mineral gübrelerin etkinliğini arttırır.
  • Bitki besin maddesi kaynağı olarak faydaları vardır.
  • Ürün miktarını arttırıcı faydaları vardır
  1. Bazı hayvansal gübrelerin besin elementi içerikleri.

Bazı çiftlik hayvanlarından elde edilen gübrelerin besin içerikleri Tablo 16 ‘da verilmiştir.

Tablo 16 Bazı çiftlik gübrelerinin besin içerikleri (kg/ton).

Hayvan Türü                     N                           P                           K

Sığır 2 0,65 1,6
Ördek 2,6 0,8 0,5
Keçi 4 0,61 2,8
At 2,5 0,25 0,8
Domuz 2,8 1 1,2
Koyun 3,5 0,55 1
Hindi 5 0,6 0,8

 

  1. Çiftlik Gübresinin Kullanıma Hazırlanması

Olgunlaştırma: Ahırdan çıkarılan gübre, varsa gübre çukurlarında yoksa sıkıştırılmış toprak, taş veya betondan yapılmış düz bir zemine yığılır. İdrarın akarak kaybolmasını önlemek için altına sap saman serilmelidir. Yığın iyice sıkıştırılıp üzeri bir toprak tabakasıyla kapatılır. Azotun amonyak olarak uçmasını önlemek için süper fosfat gübresinden 30-50 kg/ton arasında karıştırmak uygun olacaktır. Böylece kullanılacak ahır gübresinin fazla kayba uğramadan çürümesi sağlanacaktır.

  1. Çiftlik Gübresinin Kullanma Zamanı, Miktarı, Şekli

İyice çürümüş ahır gübresi toprağın tekstürüne bakılarak kumlu topraksa ilkbaharda, killi topraksa sonbaharda verilir. Organik maddesi az, yağışı fazla, kumlu topraklarda daha fazla verilir. Kumlu ise yüzeye killi ise biraz derine verilmelidir.

  • Yeşil Gübreler

Gelişmesini tamamlamış bitkilerin sürülerek toprağa karıştırılmasına yeşil gübreleme, bu amaçla kullanılan bitkilere yeşil gübre bitkileri denir. Yeşil gübre bitkisi olarak en çok yonca, korunga, fiğ ekilmektedir. Bunlar toprağın azot miktarını havanın azotunu bünyelerine alarak arttırırlar. Derin kökleriyle derinde bulunan besin elementlerini toprak yüzeyine çekerler. Diğer besin elementlerinin yarayışlılığını arttırırlar. En az azot bağlayan baklagil bitkisi bile hektara bıraktıkları 1 yıldaki azot miktarı 400-500 kg Amonyum Sülfat gübresine eşittir. Yeşil gübre bitkisinin en uygun toprağa karıştırılma zamanı çiçeklenme dönemidir. Toprağa karıştırılmasında dikkat edilecek husus esas bitki toprağa ekildiğinde ayrışmasını tamamlamış olmalıdır. Değişik yetiştirilme şekilleri vardır. Devamlı bitki olarak, anız üzerine, alt bitki olarak, kış ara bitkisi olarak ekimi yapılabilir. Amaç ürün almak olmadığından ekimi sık olarak yapılabilir.

  • Kompostlar

Kompostlar humus niteliğinde olup tarımsal işletmelerde bulunan çöplerin, hayvansal artıkların, mutfak artıklarının, şehir çöplerinin, organik artıklı bazı fabrikasyon artıklarının havalı ortamda ayrışmaya tabi tutulmasıyla elde edilir. Yükselen ısı, içindeki mikropları öldürmektedir.

Sap saman kompostunun yapılması şöyledir; 25-30 metre karelik düzgün bir alana 20 cm kalınlığında at gübresi serilir. Üzerine 70 cm sap saman konarak ağırlığının yüzde yetmişi kadar su ile ıslatılır ve sıkıştırılır. Üzerine yeterince tekrar at gübresi konarak 70 cm’lik ikinci sap saman tabakası serilir. Aynı şekilde ıslatılıp sıkıştırılır. Bu şekilde dört tabaka oluşturduktan sonra üzeri örtülerek 4-5 gün beklenir. Sonra beşer gün ara ile bu tabakalar 10 oluncaya kadar devam eder. Yığın tamamlandıktan sonra üzeri örtülüp devamlı nemli tutulmaya çalışılır. 3 ay sonra gübre olarak kullanıma hazır hale gelir. 10 kg samana 100 kg saf azot olacak şekilde % 20 lik kalsiyum siyanamidden 500 kg veya % 45 lik üreden 220 kg karıştırılması gerekir.

Çöp Kompostu ise materyal önce taşlardan metallerden temizlenir. Yere serilmiş saman üzerine 20-30 cm kalınlığında olacak şekilde yığılır, üzerine sönmüş kireç veya toprak serpilir. Bu arada ıslatılmaması unutulmamalıdır. Bu işleme yığın 1­1,5 m. oluncaya kadar devam edilir. Üzeri ve etrafı 10 cm. kalınlığında bir toprak tabakası ile kapatılır. 6 ay ile 2 yıl arasında ayrışması tamamlanır (Kacar, 1982).

  1. Biyolojik Gübreleme

Bir tarım toprağından bitkiler tarafından ihtiyaç duyulan besin elementlerini temin veya tarım toprağının fiziksel, kimyasal, biyolojik özelliğini düzeltmek gayesiyle herhangi bir mikroorganizma (bakteri) veya makroorganizma (solucan) saf kültür halinde çoğaltılarak tarım toprağına ilave edilmesine biyolojik gübreleme, bu uygulamada uygulanan canlıya da biyolojik gübre denir. Biyolojik gübrelemede kullanılan bazı canlılar şunlardır.

  1. Bakteriler
  2. Aktinomisetler
  3. Mikoriza
  4. Algler
  • Bakteriler

Toprak bakterileri enerji gereksinim ve kaynaklarına göre iki geniş gruba ayrılırlar.

  • Heterotrofik Bakteriler

Enerji gereksinimlerini ve karbonlarını kompleks organik maddelerden elde ederler. Toprak mikroorganizmalarının büyük kısmını oluştururlar. Birinci derecede selülozlar, hemiselülozlar, nişastalar, şekerler, proteinler, diğer nitrojenli bileşikler ve yağların ayrışma ve parçalanmasını sağlarlar. Heterotrofik bakteriler arasında toprak ve yüksek bitkiler için en önemli olan gruplar şunlardır:

  1. Nitrojen Tespit Eden Bakteriler

Sembiyotik Olmayanlar: Bu gruptaki bakteriler hücrelerini oluşturmak için gereken nitrojeni havanın serbest azotundan temin etme yeteneğindedirler. Bu bakteriler vasıtasıyla havada bol miktarda bulunan elementel azot, bakterilerin hücrelerini oluşturan organik bileşikler şeklinde toprakta tespit edilmiş olur.

Azotobacter grubu (aerobik)

Clostridia grubu (anaerobik)

Azotobacter grubu pH’sı 6’nın altındaki topraklarda gelişemezler. En önemli türleri Azotobacter chrococcum, Azotobacter agilis, Azotobacter beicerinckii, Azotobacter indicum ’dur.

Clostridium grubu toprakta Azotobacter grubundan daha fazla bulunmaktadır. Clostridium pasteurianum, Azotobacterlerin gelişmesine engel olacak asit topraklarda gelişebilir.

Sembiyotik olanlar: Nodül meydana getirerek havanın serbest azotunu tespit edip üzerinde yaşadığı bitkinin istifadesine sunan Rhizobium grubudur. Bu organizmalar baklagil bitkilerinin kök nodüllerinde çoğalırken besin ve mineral maddelerini üzerindeki yaşadığı bitkiden alırlar. Rhizobium türleri aerobiktir. Çok fena şartlar altında yok edilmedikçe toprakta senelerce yaşar. En önemli Rhizobium grupları ortak yaşadıkları baklagil çeşitleri aşağıda sıralanmıştır.

Tablo 17. Bazı baklagillerin ortak yaşadıkları bakteriler ve toprağa bağladıkları azot

miktarları (Çakmakçı, 1987 )

Bitki türü                              Bakteri                                   N kg/ha/yıl

Yonca                                   R. Meliloti                             229-290

  1. lupini
Çayır üçgülü R. trifolii 128-207
Mercimek R. leguminosarum 88-114
Fiğ R. leguminosarum 100-110
Bezelye R. leguminosarum 52-77
Soya R. japonicum 60-168
Fasulye R. phaseoli 40-70

 

  1. Nitrojenli Bileşiklere İhtiyacı Olan Bakteriler

Bu gruptaki çok çeşitli bakteriler genel olarak organik maddelerde bulunan proteinleri ve diğer nitrojenli bileşikleri daha basit nitrojenli bileşiklere ve en sonunda da amonyağa çevirirler. Topraktaki bu şekilde meydana gelen amonyak daha sonra ototrof olan nitrifikasyon bakterileri tarafından nitritlere ve nitratlara çevrilerek bitkilere elverişli duruma gelirler. Nitrojenli bileşiklere ihtiyacı olan hetetrofik bakterilerden tarım ve toprak bakımından önemli olan gruplar şunlardır.

a-Spor oluşturan bakteriler (Bacillus türü): Proteinlerdeki nitrojeni amonyağa çevirirler.

b-Spor oluşturmayan bakteriler (Pseudomonas fluorescens): Bunlar daha çok aminoasitlere etki yapar.

c-Denitrifikasyon bakterileri (Bacillus vulpinis, Tiobacillus denitrificans): Nitratları elementel nitrojene ve azotoksitlere dönüştürerek kayıplara neden olurlar.

d-Sülfat indirgeyen bakteriler (Vibrio desulfuricans): Sülfatları hidrojensülfüre indirgeyen bakterilerdir.

e-Selülozu ayrıştıran bakteriler (Cytophagea, Cellivibrio, Cellfalcicula grupları): Ayrışması zor olan selülozu ayrıştırırlar.

f-Üreyi ayrıştıran bakteriler ( Torula ammonicale): Bunlar üreyi ayrıştırarak amonyak açığa çıkarırlar

  • Ototrofik Bakteriler

Ototrofik bakteriler enerjilerini inorganik elementleri veya bileşikleri oksitleyerek karbon ihtiyacını CO2’den, nitrojen ve diğer mineralleri inorganik bileşiklerden sağlayan bakteriler grubudur. Bu bakterilerin karakteristik özellikleri şu şekilde özetlenebilir.

  • Ototrof bakteriler doğada ancak oksitlenebilir spesifik inorganik maddeleri içeren ortamlarda gelişebilirler.
  • Bunların varlığı oksidasyona uğrayabilecek elementler veya basit bileşiklerin ortamda bulunmasına bağlıdır.
  • İnorganik maddelerin oksitlenmesi bu bakterilerin gelişmesi için tek enerji kaynağıdır
  • Bunlar ne hücre sentezi ne de enerji kaynağı olarak organik besin maddelerine ihtiyaç göstermezler.
  • Organik maddelerin ayrışma yeteneğinde değildirler.

Ototrofik bakterilerin en önemlileri şunlardır;

  1. Nitrifikasyon bakterileri
  2. Kükürt baterileri

Nitrifikasyon bakterileri, toprakta organik maddenin ayrışmasıyla ortaya çıkan amonyağı oksitleyerek nitrite sonrada nitrata çevirirler. Bu suretle nitrojen bitkilerin tam faydalanabilecekleri şekle çevrilmiş olur.

Nitrifikasyon bakterilerin gelişmesi ve aktivitelerinin artması için uygun koşullar nitrojenli bileşiklerin bulanması, uygun nem, uygun havalanma ve kalsiyum veya magnezyum karbonatların bulunmasıdır. Nitrat oluşumu için ise uygun sıcaklık 37oC dir.

Kükürt bakterileri, gelişmeleri için gerekli enerjiyi kükürdü veya kükürtlü bileşikleri oksitlemek suretiyle sağlarlar. Toprağa kükürt verildiği zaman yavaş yavaş oksitlenir ve toprakta sülfürikasit meydana gelir (Ergene, 1987).

  • Toprak Bakterilerinin Gerek Yoğunluğu ve Gerekse Bileşimini Etkileyen En Önemli Faktörler
  • Çevre ve toprak sıcaklığı
  • Organik maddeler
  • İnorganik besin elementi
  • pH

Toprak sıcaklığı bakımımdan bakteriler psikrofil (0-20°C), mezofil (20- 45°C), termofil (45-65°C) olmak üzere üçe ayrılırlar. Toprak bakterileri genellikle mezofil özellik gösterirler.

  • Aktinomisetler

Bakteri ile mantarlar arasında bir formdur. Pek çok mantar ve bakteriden daha yavaş gelişirler. Aktinomisetler, ışınsal mantarlar veya ipliksi bakteriler adı da verilir. Tek hücreli olmaları ve enlemesine kesitlerin aynı büyüklükte bulunmaları bakımından bakterilere benzerler. Gerçek dallanma gösteren tek hücreli miseller meydana getirmeleri bakımından mantarlara benzerler (Ergene, 1987) .

Aktinomisetler, çoğunlukla saprofit olarak yaşar. Bazı türleri ise hayvan ve bitkilerde hastalık oluşturur. Toprak aktinomisetleri geniş adaptasyon yeteneği gösterirler. Bakterilerin ürediği ortamda gelişmekle beraber daha çok alkali ortamlarda iyi gelişme gösterirler. Aktinomisetler, toplam toprak mikroorganizmasının %10-50’sini oluştururlar.

Aktinomisetler, hetetrofik organizmalar olup, yaşamları ortamda bulunan organik maddelere bağlıdır. Bu organizmanın birçok türleri antibiyotik adı verilen mikrobiyal toksin metabolitleri sentezlemeleri bakımından önem taşırlar. Toprak aktinomisetleri tipik aerobik organizmalardır. Nemli koşullardan ziyade, kuru topraklarda daha yaygındırlar. Bunun yanında da çayırlarda aktif florayı oluştururlar. Aktinomisetlerin çoğu mezofil olup optimum gelişme sıcaklıkları 25-30°C dir.

Aktinomisetler özellikle organik maddece zengin topraklarda fazla sayıda bulunur. Protein türevleri, bitki kalıntıları, baklagil dokuları ve çiftlik gübresi ilavesi aktinomisetleri kuvvetle uyaran etkilerdir. Özellikle sıcaklığın uygun olduğu koşullarda sayıları 100.000.000 adet/g toprak düzeyine kadar yükselebilir.

Aktinomisetler düşük pH derecelerine toleranslı değildir. pH sınırları 6,5-8 arasında değişir. Nem düzeyi diğer kritik bir çevre faktörüdür. Su ile doygun koşullarda veya su tutma kapasitesinin %85-100 ‘ü ile doygun olduğu durumlarda bu organizmalar zayıf gelişir. Aktinomisetlerin gelişmesinde mezofilik nitelik hâkimdir. Sıcaklığın 5°C den 27°C ‘ye doğru artışında gelişme hızlanır. Aktinomisetleri, dört cinse ayırmak mümkündür. Bunlar Aktinomyces, Nocordia, Streptomices, Mikromonospora dır.

Aktinomisetler, toprakta bakteri ve mantardan daha az biyokimyasal öneme sahip olmakla beraber toprak ekosisteminde şu işleve sahiptirler.

  • Topraktaki bazı dirençli bitki ve hayvan dokularının ayrışması:

Genellikle ortamda ayrışması güç bileşikler kaldığında etkili rekabetçiler olarak aktivite gösterirler.

  • Bitki dokuları ve yaprak döküntülerinin çeşitli formlara

dönüştürülmesi ile humus oluşumu.

  • Yeşil gübrelerin, kompost              ve hayvan gübresi yığınlarının

olgunlaştırılması.

  • Toprak kökenli bitki hastalıklarının oluşturulması. Örneğin, patates uyuzu ve leke hastalığı
  • Bazı insan ve hayvan enfeksiyonları.
  • Mikrobiyal antagonizm ve toprak kominitelerinin düzenlenmesinde (regülasyon) antogonistik ile kontrol sağlama. Aktinomisetler toprak ekosisteminde mantar ve bakterinin çözünmesi veya gelişiminin baskı altına alınmasında etken olur. Örneğin, toprağa kitin ilavesi ile yüksek bitkilerde hastalık oluşturan bazı mantar türlerinin baskı altına alınması mümkündür (Haktanır ve Arcak, 1997).
  • Mikoriza

Mikoriza, bitki kökleri ile belirli mantar türleri arasındaki karşılıklı bir yaşam biçimi olarak tanımlanmaktadır. Mikorizal mantar, çok miktarda hif üreterek bitki kök yüzey alanını arttırmakta ve kökten çok uzak bölgelerdeki besin elementlerini söz konusu hifleri aracılığıyla alabilmektedir. Bu işbirliği mikorizal fungusa karbon, mikorizal fungusta bitkiye besin elementi sağlamasıyla gerçekleşmektedir.

  1. Mikorizanın Bitki Gelişmesi Üzerine Etkisi
  2. Bitki büyümesini arttırır
  3. Bitki besin elementleri ve su alımını arttırır
  4. Kimyasal gübre kullanımına olan talebi azaltır
  5. Fumigasyon veya solarizasyon sonrası ekilen bitkilerin bodur kalmasını

önler

  1. Bitki ekim performansını arttırır ve erken çıkışı sağlar
  2. Şaşırtma esnasındaki fide şokunu ve fide ölümlerini en aza indirir
  3. Meyve ve ürünlerin üniform olmasını sağlar
  4. Patojenlere karşı bitkiyi korur
  5. Hastalıklı ve zayıf fide sayısını en aza indirir
  6. Kuraklık ve streslere karşı bitkiyi korur ve direncini arttırır
  7. Kirletilmiş ve dezenfekte edilmiş toprakların olumsuz etkilerini azaltabilir

Mikorizal fungus toprakta bitkilerce alımı yavaş olan besin elementlerini özellikle fosfor alımını önemli derecede arttırdığı kontrollü şartlar altında seralarda yapılan denemelerle belirlenmiştir. Mikoriza, yalnız fosforun değil aynı zamanda Zn, Cu, Mn, Fe, Ca, K ve N ’in bitkilerce alımında etkili olmaktadır

Mikorizanın değişik bitkilerde etkisi farklı olmaktadır. Bazılarında bitki gelişimini teşvik ederken, bazılarında kök gelişimini ve uzamasını, çiçeklenmeyi arttırması,

erken çiçeklenme, yaşam sürelerinin uzatılması ve kuraklığa karşı dayanıklılığı

arttırır.

Kaba kök yapısına sahip olan bitkiler mesela; elma, turunçgiller, şeftali, kavun, patlıcan ve biber çok iyi infekte olabilmekte ve mikoriza infeksiyonu eksikliğinde P, Zn, Cu, K, Ca ve N noksanlığı göstermektedirler.

Doğadaki en yaygın bitki mikroorganizma simbiyotik ilişkisi mikoriza mantarları tarafından sağlanmaktadır. Mikoriza mantarları bitki kökünün korteksine yerleştikten sonra korteks içine hiflerini salarak iç ortamın bir parçası olmaktadır. İçerde ve dışarıda gelişen hifler, dışarıdan içeriye fosfor ve içerden dışarıya karbon sağlamaktadır (Ortaş, 1998).

  • Algler

Toprak algleri mikroskobik, klorofil içeren organizmalar olup çoğunluk mavi- yeşil algler, sarı-yeşil algler, yeşil algler grubunu kapsarlar.

Yüksek bitkilerin gelişemediği çoğunluk çıplak ve verimsiz alanlarda primer kolonizasyon algler tarafından oluşturulur. Bazı türler toprak yüzeyini (özellikle bitkilerin sürekli zemin örtüsü sağlamadığı alanlarda ) toprak oluşumuna katkıda bulunacak şekilde stabil duruma getirirler. Algler tarafından stabilize edilen toprak katmanları, özellikle nemli koşullarda, yüksek bitki tohumlarının çimlenebileceği bir zemin sağlamaktadır.

Bu organizmalar fotoototrofik beslenme gerçekleştiren klorofilli ve toprak ekosisteminde “üretici” grubu oluşturan organizmalardır. Fotosentetik mekanizma önceden oluşmuş organik maddeye bağımsız kılan bir özelliktir. Genellikle alglerin toprak yüzeyinde çoğalması yüzeyden 1 mm kadar derinliktir.

Mavi-yeşil algler içinde atmosfer azotunu fikse eden önemli cinsler bulunmaktadır. Algler doğal ekosistemde azot girdisi bakımından önemli rol oynamakla kalmaz aynı zamanda tarım alanlarında da bu işlevi sonucu verimliliğe katkıda bulunurlar. Azot fikse eden alglerle yapılan aşılamalar yanında fosfat ve kireç uygulamalarının hem ürün artışı ve hem de azot kazancı bakımından olumlu etki yaptığı da gözlenmiştir.

Yüksek bitkilerle simbiyotik olarak yaşayabilen bazı azot fikse edici türlerin toprak azotuna dolaylı olarak katkıda bulunduğu belirtilmektedir. Toprak algleri tarafından fiksasyon sonucu aminoasit-N halinde bünyede bulundurulan azot formları ya organizma canlıyken difüzyon ile veya ayrışma olayı sonucu çevreye aktarılır. Tarım topraklarında kurak bir dönemden sonra nem düzeyinde yeniden bir artış bu tür aminoasitlerin iki hafta içinde toprakta mineralize olmasını sağlamaktadır. Böylece alg ve liken gibi organizmaların toprak yüzeyinde kolonize olması, toprak azot bilânçosu için devamlı bir kaynak sağlamaktadır. Alglerin azot kapsamları yüksek bitkilerden çok daha fazladır. Azot bağlayan mavi-yeşil alglerde diğer azot bağlayan organizmalarda olduğu gibi, toplam azot kapsamı kuru ağırlık yüzdesinin % 7-8’i arasında değişmektedir. Bu organizma dokularının C/N oranları da 10/1 düzeyinde olduğundan mineralizasyonları hızlı olmaktadır ve serbest azot formları ortaya çabuk çıkmaktadır.

Mavi-yeşil alglerin, özellikle çeltik tarlalarında önemli ekonomik rolleri bulunmaktadır. Yağmurlu dönemlerde nemli pirinç tarlalarında azot miktarının 15-50 kg/ha düzeyleri arasında değiştiği belirtilmektedir (Haktanır ve Arcak, 1997).

  • Solucanlar

Avrupa’da saptanan toprak Oligochaeta ’lerine ait iki familya bulunmaktadır. Bunlar gerçek yer solucanları ve daha küçük olan saksı kurtlarıdır.

  1. Yer Solucanları

Yer solucanları ancak nemli koşullarda aktif olarak bulunabilirler. Çünkü bu canlılar salgıları için bol miktarda sıvı gereksinirler. Ayrıca hareketleri hidrostatik bir iskeletin kasılması ile sağlandığından suya gereksinim çok yüksektir. İlave olarak solunumu tüm vücut yüzeyi ile yaptıklarından solunum için nemli bir deri gereksinimi bulunmaktadır.

Aktif toprak işleyici özellikleri ile toprağın fiziksel özelliklerine etkileri vardır. Ayrıca toprağın kimyasal ve enzimatik özelliklerini de etkiledikleri saptanmıştır. Her türlü bitkisel artıklar, proteinli dokular ile beslenirler ise de ana besin kaynakları bitki artıkları özellikle yaprak dokusudur.

Gerçek yer solucanları iki ana gruba ayrılırlar. Birincisi, toprak yüzeyindeki organik horizonda yaşayan ve çok az mineral madde yutan gruptur. İkinci grup ise, esas olarak mineral toprakta yaşayanlar grubudur. Bu ikinci grubun üyeleri beslenme ve toprağı kazma sırasında önemli düzeyde mineral maddeyi sindirim sistemlerinden geçirirler.

Yer solucanları bitki ve mineral maddeleri sindirim sistemlerine alarak öğütür. Ve yararlanmadıkları kısımları dışkı halinde toprağa bırakır. Yumurta şeklinde toprağa bırakılan bu dışkılar fiziksel ve kimyasal bakımından önemlidir.

Yapılan tahminlere göre yer solucanlarının sindirim sistemlerinden bir yıl içinde geçen ve tekrar toprağa bırakılan orjinal toprak miktarı 10-90 ton/ ha düzeyinde olabilmektedir. Yer solucanları tarım toprakları için büyük önem taşır. Açmış oldukları kanalların etrafı bu canlıların özel salgılarıyla kaplanmış olduğundan oldukça dayanıklı bir boşluk sistemi sağlanır. Bu şekilde pekiştirilmiş bu kanal çeperleri ayrıca yarayışlı N, P, K ve Ca bakımından zenginleşmektedir.

Bitki kökleri, gelişmesi sırasında bu kanalları takip etmekte ve bu besin maddelerinden yararlanmaktadırlar. Bu canlıların sindirim sistemleri organik maddenin ayrışması için iki önemli enzim olan selülaz ve kitinazı içermektedir. Yer solucanları toprak oluşumunda da önemli rol oynamaktadırlar. Yapılan çalışmalara göre yer solucanları toprak strüktürünü ve fiziksel özelliklerini (porozite, su iletimi, havalanma ve su tutma kapasitesini) olumlu etkilemektedir.

Yer solucanlarının toprakta açtıkları kanallar küçümsenemeyecek kadar önemlidir. Yonca örtüsü altında çapları 1-6 mm arasında değişen 15.000.000 yakın kanal oluşturdukları ve bunun özellikle havalanma drenaj üzerine olumlu etki yaptığı Wyssozik tarafından bildirilmektedir.

  1. Saksı Kurtları

Saksı kurtları 1-5 mm uzunlukta küçük beyaz Oligochaete canlılarıdır. Bu canlılar enzim salgılamadıklarından organik maddeyi ayrıştırma özelliğine sahip değillerdir. Besin olarak bakteri, protozoalar, polenler ve diğer toprak hayvanlarının artıklarını kullanırlar.

Saksı kurlarının, nematotdan kaynaklanan parazit zararını önlediği

belirlenmiştir. Mesela; nematod zararına uğrayan çilek bitkisinin ortamına enchytracid verilmesiyle zararı önlediği görülmüştür. Saksı kurtlarının diğer bir ekolojik rolleri yer solucanlarına benzer şekilde suya dayanıklı agregatlar oluşturmaları ve ayrıca toprak mikroflorasının aktivitesinin uyarılmasına etkide bulunmalarıdır (Haktanır ve Arcak, 1997).

  • Yüksek Bitkilerin Gelişmesi Ve Beslenmesi İle İlgili Olarak Toprak Mikroorganizmaların Faaliyetleri

Toprak Mikroorganizmaların Faydalı Etkileri

  • -Toprak organik maddesi ve ayrışma ürünlerindeki değişiklikler
  • -Atmosfer nitrojeninin tespiti
  • -Mikroorganizmaların toprağın inorganik yapı maddelerinde yaptıkları değişiklikler

Toprak Mikroorganizmaların Zaralı Etkileri

  • -Denitrifikasyon
  • -Hastalığa sebep olmaları
  • -Toksik maddeler meydana getirmeleri (Ergene, 1987).
  • Biyolojik Gübrelerin Uygulama Yöntemleri
  1. Tarım Toprağını Uygulama Biçimleri
  • Toprağa Aşılama: Söz konusu mikrobiyal gübreyi temsil eden mikroorganizmaların saf kültürü pH toprağı veya haolm kili ile belirli oranda karıştırılarak toprağa ilave edilir.
  • Tohum Aşılaması: Biyolojik gübre olarak hazırlanan bakteri veya mantar solüsyonuna belirli oranda steril su ve sakkaroz çözeltisi ile karıştırılır ve çözelti haline getirilir. Burada sakkaroz çözeltisinin görevi bakteri veya mantar hücresinin tohum yüzeyine rahat yapışmasını sağlamak içindir. Bu şekilde muamele edilen tohumlar havada kurutulur ve daha sonra mibzer veya aletle tarlaya ekilir.
  • Kök Aşılaması: Bu uygulama özellikle saksı veya sera üreticiliğinde kullanılır. Şöyle ki daha önce saf olarak üretilmiş ve steril su ile karıştırılarak saf kültür bakteri veya mantar solüsyonu haline getirilmiş çözelti bir plastik leğene konur, sonra küçük fide halinde üretilmiş olan domates, patates vb. sebze fideleri yastıklardan alınarak kökleri bu biyolojik gübre solüsyonuna iyice daldırılır daha sonra ekilir.

Yukarıda çeşitli amaçlar için verilen ve biyolojik gübrede kullanılan mikro/makro organizmalar arasındaki uyuma göre söz konusu mikro veya makro organizmalar mikrobiyal gübre içerisinde tek tek uygulanabildiği gibi birkaçı da bir arada kompoze biyolojik gübre olarak tatbik edilebilir. Mesela; azotu sağlayan Rhizobium meliloti + fosfor sağlayan Glomus massea + Silical bakterileri bir arada verilerek NPK komplex gübre verilmiş olur. Bu örnekte verildiği gibi yukarıdaki mikro/makro değişik kombinasyonları amaca uygun olarak hazırlanarak biyolojik gübre hazırlanır.

  • Piyasada Bulunan Bazı Biyolojik Gübreler

Dimargon: Genus Azotobakter türü yararlı toprak bakterileri içeren bir biyo- preparattır. Değişik zirai ekosistemlerden izole edilen ve büyümeyi teşvik edici yüksek potansiyelleri göz önüne alınarak seçilen bu mikroorganizmalar, uygun bir kültür ortamında biyoteknolojik olarak üretilmektedir. DİMARGON bir taraftan havanın serbest azotunu tespit ederken diğer taraftan bitkisel gelişmeyi ayarlayan regülatörler, aminoasitler, vitaminler ve küçük moleküllü peptidler gibi fizyolojik olarak aktif bazı maddelerin oluşmasını sağlamaktadır. DİMARGON nemli toprakta 4-5 cm’lik üst tabakada tohum ve kökler arasında yer alır. Ve bitkiden ihtiyaç sinyalleri aldıkça havanın azotunu amonyum bileşiği şekline dönüştürerek bitkiye sunar. Baklagilerde kullanılan Rhizobiuma benzer şekilde azot tespiti yapar. Ancak rhizobium köklerde nodüller oluşturur, bitki ile ortak bir yaşam sürdürür. DİMARGON ise toprakta serbestçe yaşar. Ayrıca hormonol etkisi ile de yaprak gübresi gibide kullanılabilir.

Fosfrina: Pseudomonas ve Bacillus ailesinden bir başka bakteri türü olup salgıladığı organik asitlerle, toprakta birikmiş olan kullanılmaz haldeki fosfatlı kimyasal gübrelerin çözünmesi ve kullanılabilir hale gelmesini sağlamakta ayrıca DİMARGON ‘a nazaran daha az da olsa hormon etkisi yapmaktadır.

E-2001:      E-2001’in içindeki azot bakterileri Azotobacter vinelandi ve

Clostridium pasteurianum’dur. Bitkilerin kök yumrularında Rhizobium’a benzer şekilde azot bağlarlar. E-2001 aerobik ve anaerobik azot bağlayıcı bakterileri içerir, bu da rizosferin en üst ve alt kısımlarının her koşulda yeterli bakteri içermesi anlamına gelir. Bu bakteriler karbon ihtiyaçları için gerekli olan enerjiyi atmosferden çekmek ve benzer kimyasal maddeleri oksitlemek suretiyle yaşamlarını sürdürürler. E-2001 bakterileri toprağa fazla miktarda azot ile beraber uygulanırsa ya da organik madde oranı yüksekse bakteri işlevini yerine getiremez. E-2001 bakterileri için en elverişli koşul toprağın %50-70 su tutma kapasitesine sahip olması ve en uygun ısı 35°C dir.

Mycormax Plus:Veiküler-Arbüsküler mikorizadan olan Glomus intraradices’i içermektedir. Köklerde bitki besin elementini almak için oluşturduğu hifler aşağı doğru inmektedir. Bu mikorizalar bitkinin su ve bitki besin elementi alımını arttırır. Streslere karşı dayanıklığı arttırarak koruma sağlarlar.

  1. Kaynaklar

Akgül, H., 1999. MM 106 Anacı Üzerine Aşılı Granny Smith Elma Çeşidinde farklı gübreleme yöntem ve dozlarının verim ve kaliteye etkisi. S.D. Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü Yüksek Lisans Tezi, İsparta.

Aktaş, M., M. Ateş, 1998. Bitkilerde Beslenme Bozuklukları, Nedenleri ve Tanınmaları. Engin yayınevi, Ankara. 247 s

Aydemir, O., 1992. Bitki Besleme ve Toprak Verimliliği. Atatürk Üniversitesi Yayınları. No:734, Erzurum. 247 s

Aydemir, O., F. İnce,1988. Bitki Besleme. Dicle Ünivertitesi Eğitim Fakültesi yayınları no:2, Diyarbakır. 653 s

Creighton, G., C Rolfe, 1997. Horticultiral Fertigation Techniques, Equipment and Management.Agnotes, NSW Agriculture.

Crew, P.S., A.D. Geyle, 1998. Stone Fruit Nutrition of Bearing Trees-Granite Belt. The state of Queensland, Department of Primary İndustries.

Ergene, A., 1987. Toprak Biliminin Esasları. Atatürk Üniversitesi Yayınları no:635, Erzurum. 370 s

Fırat, B.,1990. Bitki Besleme. Selçuk Üniversitesi Ziraat Fakültesi. Yayın no:14, Konya. 341 s

Haktanır, K., S. Arcak, 1997. Toprak Biyolojisi (Toprak Ekosistemine Giriş). Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi, Yayın no:1486, Ankara. 409 s

Herrea, E.A.,1996. Fertilization Programs for Apple Orhards. New Mexico State University, Cooperative Extension Service.

Kacar, B., 1982. Gübreler ve Gübreleme Tekniği. T.C. Ziraat Bankası Kültür Yayınları no:11, Ankara. 341 s

Ortaş, 1998. Toprak ve Bitkide Mikoriza. Workshop Ç.Ü. Ziraat Fakültesi Toprak Bölümü, Adana.

Özbek, N., 1981. Meyve agaçlarının Gübrelenmesi. Tarım ve Orman Bakanlığı, Ankara. 280 s

Peterson, A.B., R.G. Stevens, 1994. Tree Fruit Nutrition. Published by Good Friut Grower, Yakima, Washington.

Peryae, F., K. Willemsen, 2000. Nutrient Sprays. Washington State University Tree Fruit Research & Extension center. Washington.

Rasberry, F.,J.G. Thomas,1998. Fruit and Nut Reviev Fertilizing and Irrigating. Mississippi State University extension Service.

Tisdale, S.L., W.L. Nelson, 1982. Toprak Verimliliği ve Gübreler (çeviri: Nuri GÜZEL). Çukurova Üniversitesi Ziraat fakültesi Yayınları no:168. 900 s, Adana.

Tozlu, İ., U. Kersting, 2001. Turunçgillerde Damla Sulama ve Gübreleme (fergitasyon). Akdeniz ihracatçı birlikleri. 156 s. Mersin.

Ülgen,N., N, Yurtsever, 1995. türkiye gübre ve gübreleme rehberi. T.C. Başbakanlık Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü yayınları. Genel yayın no:209, Ankara. 230 s

Westwood, M.N., 1993. Temperate-zone Pomology, Physiology and culture, Third Edition. Timber Press Portland, Oregon. 520 s

 

© Bu yazının tüm yayın hakları Eğirdir Bahçe Kültürleri Araştırma Enstitüsüne aittir.

 

Kaynak gösterilmeden yayınlanamaz ve kullanılamaz.

 

Tags

Bir Cevap Yazın

top
%d blogcu bunu beğendi: